Karanlıktaki Yankı
Gözlerim sislerin içinde seni arar, Üstümde dönen fırtınalar başımı döndürür. Uzaklardan gelen rüzgâr, İçimdeki çatlaklara vurur usulca. Fırtınalar gecenin karanlığına karışırken, Gökyüzünde asılı duran yıldızlar şahitlik eder. Adın sessizliğimde yankılanır, Ay ışığı altında karanlıkta bıraktığın izleri görürüm.
Alıntı
"Bir fotoğraf karesinde donup kalmış gülüşler gibiyiz; arkasında ne fırtınalar koptuğunu sadece biz biliriz."
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Toplumsal bir uzlaşı masasında bu soruyu ortaya atsanız, herkes hemen modern birer filozof kesilip "Aman efendim, ne münasebet, tabii ki herkes eşittir, her iki cinsiyet de kendi içinde birer cevherdir" diyecektir. Politik doğruculuğun o pembe bulutları ardına saklanıp günü kurtarmak en kolayıdır çünkü. Ama gelin, o kibar masayı ve teorik eşitlik masallarını bir kenara bırakıp işin mutfağına, yani genetiğin o acımasız ve alaycı laboratuvarına inelim. Hemen her köşe başında "Erkekler mi daha üstün, kadınlar mı?" diye fırtınalar koparan, dünyayı kendisinin yönettiğini sanan o mağrur erkek aklına küçük bir genetik vizite kağıdı uzatmak gerekiyor. Bir erkek olarak aynaya bakıp "Ben ne kadar muazzam bir zekaya, ne mühendislik harikası analitik düşünme yeteneğine sahibim" diye övünürken, aslında arkanda çalışan o devasa kütüphanenin tapusunun kime ait olduğunu unutuyorsun. Seni sen yapan, o çok güvendiğin zihnini ilmek ilmek dokuyan, felsefe yapmanı, dünyayı anlamlandırmasını ve hatta "Ben mi üstünüm yoksa kadınlar mı?" gibi derin bir varoluşsal soruyu bile sorabilmeni sağlayan o muazzam zeka genleri, sana babanın kahramanlık hikayelerinden miras kalmadı. O dâhilik pırıltılarını, analitik zekanın o koruyucu zırhını, tamamen annenin sana cömertçe devrettiği o devasa X kromozomu kütüphanesine borçlusun. Yani o büyük ve mağrur beyninin mimarı, doğduğun gün sana o şifreyi fısıldayan kadındır. Peki, o her fırsatta gururla göğsünü kabartan, soyu sopu devam ettirmekle övünen babanın bu muazzam entelektüel şatoya katkısı neydi dersiniz? Bilimsel olarak konuşursak, koca bir hiçlikten hallice. Babanın sana büyük bir lütufla devrettiği, nesiller boyu taşımakla gurur duyduğun o cüce Y kromozomu ve onun içindeki SRY şifresi, seni bir dahi ya da bir bilge yapmadı. O minik paket, anne
Ve en derin aşk, bazen avuçtan kayan bir taştır.
Bir küçük çakıl taşı tanıdım, Akarsuların ve derelerin aşındıramadığı. Zamana karşı direnerek ve sabrederek Sivri kenarlarını kaybetmeyen. Gösterişten uzak, Bir o kadar sade ve alımlı. O kadar küçük, o kadar ağırdı ki, Yüreğimin en derin çukuruna oturdu. Ne fırtınalar görmüştü kim bilir, Ne yalnız geceler ağlamıştı sessizce. Tutmasını öğrendim yavaş yavaş, Parmaklarım onun sertliğinde yumuşadı. Önce kanattı, sonra iyileştirdi yaralarımı, İkimizde kırılgan, ikimizde çaresiz. Bir haziran rüzgârı esti sertçe, Avucum boş kaldı birden O küçük çakıl taşı gitti, Denize doğru yuvarlandı, Gözlerimin önünde kayboldu mavilikte. Şimdi kıyıda bekliyorum her akşam, Dalgalar ayaklarımı öperken. Belki bir gün döner dersin, Belki bir daha hiç göremem...
Duygu ve Düşünce
Ne fırtınalar koptu, benim hayat dallarımda, Hiçbirinde vazgeçmedim umutlarımdan. Nazım Hikmet
Ne fırtınalar koptu benim hayat dallarımda.. Hiç birinde vazgeçmedim umutlarımdan.. İçimde kıyametler kopsada.. Ben baharıyım yarınlarımın, Çiçek açarım her kışın ardından.
Şiir