Vücudumuzun sürekliliği ile unsurlarının geçici karakteri arasında göze çarpan bir zıtlık var. İnsan yumuşak, bozulabilir ve birkaç saat içinde dağılabilir bir maddeden mürekkeptir. Bununla beraber çelikten yapılmışçasına uzun müddet dayanır. Yalnız dayanmakla kalmaz, hiç durmadan dış muhit tehlikelerinin ve güçlerinin üstesinden gelir.
Çocukluğumuzda, içimizde bilkuvve mevcut olan ve birer birer ölen pek çok insan taşırız. Her ihtiyar, olması mümkün fakat olmamış, düşük ve şoka uğramışlar korteji ile çevrilidir.
Bir ihtiyar ile torununun çocuğu, birbirinden tamamen farklıdır ve birbirlerine yabancıdırlar. Bir nesille, müteakip nesil arasında zaman mesafesine kadar küçük ise birincisinin ikincisine moral bakımından tesiri o kadar büyük olur.
Hayatın süresi, insanın aslındandır. Heykelin şekli, mermere nasıl bağlı ise sürede insana öyle bağlıdır. Biz, her şeyin ölçüsü olduğumuz için kendi süremize, dünyamızdaki olayların süresini de izafe ederiz.