Fizik zaman, bize yabancıdır oysa iç zaman, bizzat biziz. Bizim varoluşumuz, bir saat rakkasının varoluşu gibi boşluğa düşmez.O hem şuura hem dokulara hem de kana kaydolur. Biz, kendimizle birlikte hayatımızın bütün hadiselerinin organik, dâhili, psikolojik izlerini de muhafaza ederiz.
İnsan, dördüncü boyutunda birbiri üstüne binen ve birbiriyle kaynaşan bir seri şekilden terekküp eder. O, yumurtadır, rüşeymdir, çocuktur, yetişkin çocuktur, reşittir, olgun adamdır, ihtiyardır. Bu morfolojik görünüşler bazı bünyevi, kimyevi ve psikolojik hâllerin ifadesidir. Bu hâl değişimlerinin çoğu, ölçülemiyor. Ölçülebildikleri zaman da bütünü ferdi teşkil eden müterakki değişimlerin ancak bir anını ifade ederler.
Genellikle şifa bulan, kendisi için dua eden değildir. Bu çeşit dua, ön şart olarak nefis feragatini yani münzeviliğin en yüksek bir şeklini gerektirir.