Her türlü insan faaliyetlerin cismani özü, cansız âlemden gelir ve er geç oraya döner. Bu cismani öz, cansız varlıklardaki aynı unsurlardan yapılmıştır. Dış âlemde olduğu gibi kendimizde de fizik ve kimya kanunlarının bulunuşuna, bazı modern fizyolojistlerin hala hayret ettikleri gibi şaşmamalıyız. Bu mevcut kanunlara rastlanılmasaydı asıl o zaman şaşırmak gerekirdi.
Bizler, kelimenin tam anlamıyla balçıktan yapılmış bulunuyoruz. İşte bundan dolayıdır ki vücudumuz, onun fizyolojik ve dimağ vasıfarı, yaşadığımız ülkenin jeolojik yapısı, beslediğimiz hayvanların ve bitkilerin tabiatının etkisi altında kalır. Yapımız ve faaliyetlerimizin karakterleri aynı zamanda aldığımız gıdaların seçilişine de bağlıdır.
Duyular, fizik aleminin bize nüfuz ettiği kapılardır. Kişinin kalitesi, kısmen kendi yüzeyinin kalitesine bağlıdır. Çünkü beyin, dış çevreden sürekli kendine gelen mesajlara göre teşekkür ediyor. İşte bunun için, hayat alışkanlıklarımızla zarfımızı değiştirmeyi hafife almamalı, bundan kaçınmalıyız.
Yüz, bütün vücudun bir özetidir. O aynı zamanda endokrin guddelerinin, midenin, bağırsağın ve sinir sisteminin işleyiş durumunu da yansıtır, bize fertlerinin hangi illetlere eğilimi olduklarını gösterir.
Yüz, şuur etkinliklerinden çok daha derin şeyleri de ifade eder. İnsanın yüzünden yalnız kusurlarını, meziyetlerini, zekasını, aptallığını, duygularını, en gizli alışkanlıklarını değil, vücut yapısını, organik ve akıl hastalıklarını, yeteneklerini de okumak mümkündür.