“Tek ve tek Başına Türkan”, bir hayat ki, içinde idealler, gerçekleşen hayaller, özveriler, korkular, aşklar, dostlar, hastalıklarla dolu da olsa hiç tükenmeyen bir umudun barındığı dop dolu bir hayat… Hiç bitmesini istemedim okurken, böyle bir hayatın bitmemesi gerektiğini düşündüm, çoğu yerde gözyaşlarıma hakim olamadım. Türkan Saylan’ın kendi ağzından anlatılan hayatını içeren kitap, akıcı bir dille yazılmış ve çok etkileyici bir eser olmuş. Bir başarı öyküsü, hayatta imkansız diye bir şey olmadığını bir tokat gibi yüzümüze çarpan bir yaşam. Kitabı okurken ister istemez kendinizle de hesaplaşıyor ve “ ben bugüne kadar ne yaptım, neyi başardım, hedeflerim ne?” diye sorguluyorsunuz. Bir “Türkan Saylan” olmak kolay olmuyormuş gerçekten, inançlarından, ilkelerinden ödün vermeden yaşamak kolay olmuyormuş… unutmamak ve unutulmasına izin vermemek adına özellikle okunmalı…
Buket Uzuner'in en çok dikkat çeken romanlarından biri. Çanakkale Savaş'ında ölen dedesini aramaya gelen Yeni Zelandalı kızın, burada öğrendiği büyük sır. Yazılı ve sözlü tarihin insan hayatında ne kadar önemli olduğunu sorgulamamıza sebep olan bir roman. Konu her ne kadar ilgi çekici olsa da anlatımlarda aynı cümlelerin defalarca tekrarlanarak yazılması doğrusu beni biraz sıktı. Yıllardır bir Buket Uzuner kitabı okumamıştım, unutmuşum, anlatım biraz basit geldi bana. Ama yine de bir emek var tabi ki, ellerine sağlık...
George Orwell'in mecazi bir dille yazdığı ünlü roman. Totaliter rejimlerin kara mizah yoluyla bu derece ustalıkla anlatılmasına şapka çıkarmamak imkansız. Domuz tiplemelerine bayıldım. Kesinlikle bir klasik...
"Ölüm olmasaydı ne olurdu ya da ölmeden bir süre önce bundan haberiniz olsaydı ne yapardınız? " sorularına farklı bir gözden bakıp sorgulamanıza sebep olan ilginç bir romandı...