Isabella bir Mrs. Weston'a, bir Emma'ya koşarak yardım diliyordu. Emma'ysa herkesin evlerine dönebileceğinden umudu kesmek istemiyordu. Tam o sırada George Knightley içeri girdi. O da kardeşinin sözleri üzerine dışarı çıkıp bakınmış, hatta Highbury yolu üzerinde epey ilerleyip her yeri kontrol etmişti. Yollarda şimdilik hiçbir şey görmediği gibi, şu birkaç saat içinde durumun değişeceğini de sanmıyordu. Karın kalınlığı en çok iki iki buçuk santimdi. Kimi yerlerde toprağın üstü örtülmemişti. Yağış azdı. Bulutlar da aralandığı için yakında karın duracağı umulabilirdi. George Knightley uşaklarla da konuşmuştu. Hiçbir tehlike olmadığına onlar da inanıyorlardı.
Doktor Constantine, "Bu kadarını polisiye romanlarında okusam bile bana inanılmaz gelirdi," dedi.
Mösyö Bouc da, "Sizinle aynı fikirdeyim," diyerek içini çekti. "Bir vagonda on iki kişi, dokuzu bir şekilde Armstrong olayıyla ilgili..."
Valizi indirdi, kilidini açtı.Ardından şaşkınlıkla geriye doğru bir adım atıp irkildi.Valizdeki eşyaların en üstünde ejderha işlemeli kırmızı kimono düzgün bir şekilde katlanmış olarak duruyordu.
"Demek öyle?" diye mırıldandı. "Bu çok açık. Bana meydan okuyorlar. Güzel. Kabul ediyorum. Görüşeceğiz."