Dijital Sonsuzluğun Eşiğinde
10/10
·368 syf.··
Beğendi
·
2026 115. kitabı
Cüneyt Gönen Aeon - Benlik adlı kitap bilimkurgu ve felsefi kurgu literatüründe "zihin-beden" ikililiğimizi ve kimliğimizi derinlemesine sorgulayan, sizin zihin bükücü film zevkinize oldukça yakın duran katmanlı bir roman. Roman yakın gelecekte teknolojinin insan bilincini yükleme edebilecek düzeye eriştiği bir dünyayı anlatıyor. Ana odak noktası, ismini gnostik felsefedeki "sonsuz zaman" veya "ilahi güç" kavramından alan AEON adlı bir birlik. Hikaye, sistemin içindeki bir hatayı veya sistemin işleyişindeki felsefi bir boşluğu sorgulayan karakterler üzerinden iliyor. Bilinçlerin bir veri yığınına dönüştüğü bu ortamda, hatıraların ne kadarının gerçek, ne kadarının yazılım tarafından optimize edilmiş olduğu sorusu gerilimi tırmandırıyor resemen. Fiziksel bedenin yokluğu ile dijital varlığın kusursuzluğu arasındaki çatışma, ana karakterin kendi benliğini tanımlama çabasıyla birleşmesi karmasa yaratan kisim. Eğer bir insanın tüm anıları, duyguları ve tepkileri birer algoritmaya dönüştürülebiliyorsa, o kişiyi özel kılan şey nedir? İşte beyin yakan kısım Cüneyt Gönen , benliğin sadece veriden ibaret olmadığını, deneyimlemenin dijital bir kopyada karşılık bulup bulamayacağını sorguluyor. Asıl ilgi çekici olan nokta Cüneyt Gönen insan ruhunu bu evremde bir sistem hatası olarak görmesi. Teknik terimlerle felsefi derinliği harmanlayan, yoğun bir dil var. Kurgu yapisi zorlayan, okuyucunun parçaları birleştirmesini gerektiren bir yapı. Daha akıcı ve sade olabilirdi. Yine de geleceğimizin karanlık taraflarına cesur bir bakış olduğu için keyifle okudum. Not: etimoloji ve teknoloji sevdanız varsa, kullanılan terminolojinin kökenlerine dair size keyifli bir okuma sunacaktır.
Aeon - BenlikCüneyt Gönen · Epona Kitap · 202411 okunma
Kitabı okuduktan sonra buraya bakmalı...
Puan vermedi·272 syf.··
2026 20. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 24 Mayıs 2026 01:34
Yazmadan edemedim... Bendeki etkisini paylaşmam gerektiğini düşündüm. Üzerine çok farklı yorumlar gördüm, hemfikir olduklarım da elbette var ve bazı noktalarda direkt aynı şekilde düşündüklerim... Geleyim kitaba... Kitap, yazara şans verme gayretimde bana sadece kapı araladı ama anahtarı da kapının ardında kaldı. Kapı kapansa bir daha aralamaya ne kadar gayret ederim, bilemiyorum. Olumsuz eleştiri yapsam... Elim, dilim, gönlüm çok varmıyor ve kalbim buruluyor ama güzel birkaç şeyden fazlası da gönlüme düşmüyor açıkçası. Beni bu kadar arafta bırakan nadir kitaplardan biri oldu. Çok büyük beklentilerle ve esrarlı bir şeyler okuyacağım düşüncesiyle okuma listeme almıştım. Aslında fena da başlamamıştı ama beklentim peyderpey hüsrana dönüştü. Öncelikle kitabın adı, anlatılanlarla benim için yeterince en azından kitaba ad olacak kadar bir bağ oluşturmadı. Kitap adı benim için çocuğa isim koymak gibi önemlidir. Burada o bağı kuramadım. En rahatsız olduğum şeyse bana dervişlik ve şeyhlik kavramlarının heybetinin hafifletildiğini hissettirdi. Yakın zamanda sezon sezon Vefa Sultan seyretmiş birisi olarak (usulü elbette dizilerden öğrenmeyiz sadece burada kitap ve dizide bu meselenin ele alınış biçimlerindeki farklılıklardan bahsediyorum) burada ister istemez o hürmeti, hikmeti ve dirayeti ilk (başkarakterin babası) şeyh dışında kimsede göremedim. Şehyliği rüyalarca malum olmuş ve halka halka zikir meclisi olan bir dergâhın (ikinci) şeyhi, dergâha arkadaşını ziyarete gelen kızın elini sıkamaz efendim. O dergâhın içinde çay ile beraber sigara içilemez efendim. Sigara, hoş karşılanan bir şey değildir. Nefsini kendi eliyle öldüren insanların böyle sufî meclislerde sigara içmeleri, o satırlar arasında gözlerim sıçrarken içimi acıttı açıkçası. Başkarakterin babasının her anında ve
Edebiyat
Şanzelize Düğün SalonuTarık Tufan · Doğan Kitap · 20248,6bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
DEHB hakkında 6 kitap okudum. İşte öğrendiklerim
Puan vermedi
Yaklaşık 2 aydır edebiyatı, felsefeyi biraz kenara bırakıp Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu, yani DEHB üzerine çalışıyorum. Çünkü işimiz gereği zaten insan davranışlarını anlamaya çalışıyoruz. Ve fark ettim ki Dikkat Eksikliği Bozukluğu, bazı davranışların nedenini açıklamada düşündüğümden çok daha önemli bir yere sahip. O yüzden bu konuyu gerçekten derinlemesine öğrenmek istedim. Bu süreçte okuduğum ve hakikaten güzel olduklarını düşündüğüm kitaplar şunlar; belki siz de okumak istersiniz. DEHB Hakkında Her Şey Dikkat Eksikliği Bozukluğu DEHB ile Yaşamak DEHB ile Baş Edebilme Dağınık Zihinler DEHB’li Çocuklar İçin 50 Aktivite DEHB, DEB, ADHD gibi bir çok ismi var ben söylenmesi kolay olsun diye bu videoda genelde Dikkat Eksikliği Bozukluğu yani D-E-B, deb olarak söylemeye çalışacağım. D-E-H-B çok uzun geliyor. Bu kitapları okuduktan sonra ne anlatmak istediğime karar vermem gerekiyordu. Baktım bu konu ile ilgili güzel içerikler var mı diye. Hakikaten yaklaşık 4 yıldır, psikoloğundan, psikiyatrına, çok kıymetli insanların çok güzel içerikleri vardı youtube’da. Düşündüm ve daha iyisini yapamayacaksam aynı şeyleri anlatmamın bi faydası yok dedim. Genel bir DEB Nedir, belirtileri nelerdir videosu yerine, ben DEHB hakkında neler öğrendim. Bu süreç bana neler kattı bunun videosunu yapmayı uygun gördüm. Seneca videomda da bu şekilde yapmıştım. . İlk fark ettiğim şey, çocuklara verilecek dikkat eksikliği tanısının kahredici hissedilmesi, yetişkinlerde ise bi rahatlamaya sebep olmasıydı. Yani ailelere çocuğunuzda dikkat eksikliği olabilir dediğimizde, kabul edememe, kabul etse bile yoğun bir üzüntü ile karşılaşırken; yetişkinlerde dikkat eksikliğin olabilir dediğimizde rahatlama ile karşılaşıyoruz. Bence bunun da sebebi, tanıdan sonra, aileler ne ile
İnsan ve Toplum
Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) ile Baş EdebilmeRussell Barkley · Palme Yayınevi · 202114 okunma
Puan vermedi·309 syf.··
2026 14. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 18 Nisan 2026 01:19
Sessiz Hasta aslında bayağı klasik bir Amerikan psikolojik gerilim formülünü takip ediyor: * travma + bastırılmış sır * güvenilmez anlatıcı * finalde “her şey tersine dönsün” Bu yüzden kitap bana “daha önce izledim/okudum bunu” hissi verdi. Bu kitap tarzının benlik olmadığını bir daha anladım. Hep aynı Amerikan aksiyon veya fantastik film tarzı gibi, aynı kitap tarzı da var. Bence çoğu yazar filmi çekilir belki diye yazıyor. Ya da bana öyle geliyor. Bilmiyorum biraz tasvir olsaydı bari dedirtti.
Sessiz HastaAlex Michaelides · Domingo Yayınevi · 202312,7bin okunma
7/10
·168 syf.··
2026 21. kitabı
Saklı Yürek: Geçmişin Gölgelerinde Bir Benlik Arayışı Ferzan Özpetek, sadece kamera arkasında değil, kağıt üzerinde de bir atmosfer ustası olduğunu bu romanıyla bir kez daha kanıtlıyor. Saklı Yürek, merkezine Alice’i alarak bir kadının duygusal büyümesini, aile sırlarını ve kendi sesini bulma çabasını anlatıyor. Alice karakterinin en dikkat çekici yanı, kusursuz bir kahraman olmaması; aksine, hepimiz gibi kırılgan, sorgulayan ve dönüşen bir kadın olması. Özpetek, Alice’in duygularını ve benlik arayışını öyle bir hassasiyetle dile getiriyor ki, okurken onunla birlikte Roma sokaklarında yürüyor, onun korkularını ve arzularını kendi kalbinizde hissediyorsunuz. Karakterin içsel çatışmaları, bir kadının toplum ve aile içinde "kendi olma" mücadelesini çok güzel simgeliyor. Özpetek'in kalemi ağır değil; tam tersine okuyucuyu yormadan içine çeken, su gibi akan bir yapıya sahip. Yazarın yönetmen kimliği burada devreye giriyor; betimlemeleri o kadar canlı ki, sahneler zihninizde bir film karesi gibi canlanıyor. Bu görsel anlatım, kitabı okunması kolay ama etkisi kalıcı bir eser haline getiriyor. Sonuç olarak; Saklı Yürek, sadece bir hikaye anlatmıyor, aynı zamanda okuyucuya kendi içindeki "saklı" kalmış duygulara bakma cesareti veriyor. Alice'in değişimine tanıklık etmek, hem hüzünlü hem de umut dolu bir deneyim sunuyor. Okuyacak herkese tavsiye ederim ve yönetmenin filmlerini de mutlaka izlemelisiniz. Ferzan Özpetek Saklı Yürek
Edebiyat
Saklı YürekFerzan Özpetek · Can Yayınları · 20241,344 okunma
9/10
·174 syf.··
2026 768. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 15 Nisan 2026 22:05
Bilim kurgu tarihinin kenarında kalmış gibi görünen; ama aslında modern zihin dünyamızın tam merkezine çok önceden yerleşmiş metinlerden biri. Roman bugün eski bir fikrin nostaljik çekiciliğini değil, tersine, rahatsız edici bir güncelliği yansıtıyor. Çünkü bu kitap, gerçekliğin hakikatini, benliğin güvenilirliği ve insan bilincinin özgünlüğü gibi soruları, dijital çağın kelime dağarcığı henüz oluşmadan önce sormayı başarmış bir roman. Bu nedenle Simülakron-3 yalnızca erken dönemin bir bilim kurgu örneği değil; bugünün simülasyon estetiğini, kimlik krizlerini ve ontolojik paranoyasını önceden haber veren karanlık bir kehanet gibi okunmalı. Romanın asıl başarısı, “ya bu dünya gerçek değilse?” gibi artık popüler kültürün tekrar ettiği bir soruyu sormasında değil, o soruya verdiği atmosferik cevapta saklı. Galouye, meseleyi sırf zekice bir kurgu numarası olarak kullanmıyor; aksine, karakterin zihninde ve okurun sinir sisteminde yavaş yavaş yayılan bir güvensizlik alanı da oluşturuyor. Bu yüzden Simülakron-3, sonradan gelen birçok simülasyon anlatısından daha yalın, daha soğuk ve bir bakıma daha da acımasız. Burada düzen bozulduğunda yalnızca olay örgüsü sarsılmıyor; “ben” dediğimiz şeyin dayandığı zemin de çöküyor. Romanın dehşeti tam burada başlıyor: Kişi yalnızca kandırıldığını değil, belki de en başından beri bağımsız bir varlık olmadığını fark etmek zorunda kalıyor. Bu yönüyle kitap, doğrudan Descartes’ın gölgesinde dolaşıyor. “Düşünüyorum, öyleyse varım!” önermesi, felsefe tarihinde kuşkunun içinden kurtarılan son sığınak gibidir; oysa Simülakron-3, bu sığınağın duvarlarını sessizce aşındırır. Evet, düşünüyor olabilirsiniz; ama düşünmeniz, gerçekten özgür, biricik ve “ilk elden” gerçek olduğunuzu kanıtlamaya yetiyor mu dersiniz? Ya düşüncenin kendisi, daha üst
Simülakron-3Daniel F. Galouye · Yapı Kredi Yayınları · 202471 okunma