Sene 1937. Büyük Trakya Manevrası. Bu manevraya bütün Balkan Devletleri Genel Kurmay Başkanları ve Türkiye'deki yabancı elçiler ile ataşemiliterler davetliydiler. Öyle ki, manevraya katılanlardan bizim bakanlar ve bazı mebuslar da askerî üniformaya benzer özel elbiseler giyinmişlerdi. Manevra kaç gün sürmüştü iyi hatırlayamıyorum ve aynı zamanda manevranın devam ettiği zaman içinde neler geçtiğini de; ama generaller ve maiyeti erkânı ile akşam geç vakitlerde Florya Köşkü'ne gelindiğinde önce yemek yenir, sonra hemen güreş başlatılırdı. O gece karşıma yeni postalardan Hüsrev adında Konyalı biri çıktı. Yenişmememize rağmen Atatürk'ün huzurunda yaptığım güreşler içinde böylesine kuvvetli birine rastlamamıştım. Bileğimi yakaladığı zaman demirden bir mengeneye kapıldığımı zannettim. O anda onu yenemeyeceğimi anladım ve yemek salonunun denize doğru olan açık kapısına doğru rakibimi yavaş yavaş taşıdım. Atatürk başta olmak üzere herkesin yavaş adımlarla arkamızdan geldiklerini gördüm. Kararımı vermiştim. Son bir gayretle Hüsrev'i tuttuğum gibi denize fırlattım ve ben de arkasından atladım. Su yüzüne çıktığımda Atatürk katıla katıla gülüyordu, diğer taraftan hasmımın yüzme bilmediğini, batıp çıktığını görünce bu sefer alelacele onu tutup denizden çıkardım.
Florya Köşkü'nün aydınlattığı denize ve bizim durumumuza imrenen Atatürk, kendisi dâhil herkese mayo temin ettirterek denize girilmesini emrettiği zaman emir yerine gelsin diye herkes mayosunu giydi; fakat denize inen demir merdivenlerde herkesi kümelenmiş vaziyette görünce, Ata'nın gülmesi ve onların mahcup vaziyetleri görülecek bir manzaraydı. Kimse yüzme bilmiyordu. Atatürk, denizden çıktıktan sonra bana dönerek: "Sen böyle yapmasan, ben toz topraktan kurtulamayacaktım, sayende bir de serinlendim" dedi.
Manevra bitiminde