Hayatının ileri dönemlerinde öğrenmesine rağmen yüzmeyi de çok seviyordu. Yaz tatilini geçirdiği İstanbul Florya'da sık sık yüzüyor, zaman zaman da kürek çekiyordu.
Sayfa 71·Kitabı okudu
1937 yazı, Atatürk'ün Florya'daki yeni deniz köşkünde geçireceği ikinci ve son tatili olacaktı. 1935'de henüz tamamlanmamış iskelenin açığında yüzerken çekilmiş fotoğraflarında sağlıklı görülüyor. Ertesi yaza kadar kilo almıştı. 1937 yılına gelince, yüzü gerilmiş ve bedeni sağlıksız görünüyor. Yıllarca epey içki içmesine, düzensiz bir yaşam sürmesine karşın, güçlü bedeni iki kalp krizini, sıtmayı ve diğer hastalıkları atlatmasını sağlamıştı. Falih Rıfkı Atay'ın belirttiği gibi 1930'lu yılların ortalarında bütün gece uykusuz kaldıktan sonra ertesi sabah ordu tatbikatını izleyecek durumda olabiliyordu. Pikniklerde oyunlar oynanırken Dikmen tepesinin dik yamacını genç bir adam gibi hızla koşarak çıkabiliyordu. Açık havada yaşamayı seviyor ve zamanının çoğunu örnek çiftliklerinde geçiriyordu. Artık at binmediğinden yaptığı tek spor, akşam yemeklerinden önce bilardo oynamak ve yaz aylarında yüzmekti. Günlük araba gezileri, Boğaz'da ve Marmara Denizinde yapılan tekne gezintileri, yurtiçi yolculukları, son padişahların sakin ve saklı yaşamlarıyla keskin bir karşıtlık gösterir. Padişahlar ancak haftada bir kez, cuma günleri en yakın camiye giderlerken halkın karşısına çıkarlardı. Atatürk ise sık sık tren istasyonlarında, otellerde, lokantalarda, sergilerde, toplantılarda ve plajda halkın arasında oluyordu. Ama Fransız askeri ataşesi Albay Courson de la Villeneuve daha 1934 yılında, "Gazi 53 yaşında ve bu yaşta insan yaşam biçimini çok zorlarsa sağlığı birdenbire bozulur," diye yazmıştı.
Sayfa 583 - Remzi Kitabevi- İkinci kez okunmakta.·Kitabı okudu
Tarih
Reklam
Gene o zamanların Ayastefanos’undan sonra, bir Kâğıthane safasına çıkılır gibi uzun uzadıya arabayla varılan Florya, geniş kumsalıyla –plaj kelimesini bilmezdik henüz, elbette ki vardı ama oraya, ilk görüşümde, çocuk gözlerime bir çöl tesiri bırakmış kızgın kumlara uzanarak güneşte yanmaya değil, bilakis, tren yolunun beri tarafındaki yüksek ağaçların gölgesinde oturup serinlemeye, “kuş dinlemeye” gidilir, adı da, o kuşun adıyla “Fülurya” telaffuz edilirdi. O zamanların, Arap harfleriyle Fulurya’sının berisinde uzanan, bugünün, Latin harfleriyle Florya’sı ise, “başınıza güneş geçer” tehdidiyle gitmemiz, ilerlememiz men edilen, merak veya cesaret edip birkaç adım atacak olsak, süslü iskarpinlerimizin içine, kabahatimizi ne de çabuk meydana çıkaracak, bizi hemen de ele verecek müzevir kum tanelerinin doluverdiği, zaten bir iki adımdan sonra ilerleyemez olduğumuz, gözlerimiz kamaşmış, tabanlarımız kızışmış, kendimizi hemen çayırların “sahil-i selamet”ine attığımız, yasak, yalnız yasak mı, yasak olduğu kadar da korkunç bir bölgeydi.
Atatürk'ü görmeyi çok istiyorum. Yaz gelip de okul tatil olunca halam beni Florya'ya götürecek. Belki onu orada görebilirmişim. Aklıma geldikçe şimdiden kalbim çarpıyor. Onun istediği gibi medeni, çalışkan ve vatana faydalı bir evlat olamaya babama ve kendi kendime söz verdim.
Alıntı
Valide Kösem Sultan, Sultan İbrahim’e zaman zaman öğüt veriyor, “müşfikâne” sözler söylüyor, oğlu (sultan) dinlemediği için Topkapı’daki bağçesine gidip uzun zaman orada kalıyordu. Sultan İbrahim bir gün Validenin bazı sözlerinden gazaba gelip onu İskender Çelebi Bağçesi’ne (günümüzde Florya) sürgün etti. Herkes bu hareketi ayıpladı.
Sayfa 202·Kitabı okudu
Tarih
O zamanlar her gün binlerce kuş tutulurdu Florya düzlügünde, binlerce kuş götürülürdü istanbula, Eyüp Camisinin, Yeni Caminin, Sultan Ahmedin, Ayasofyanın, Mihrimah Sultanın, Fatih Camisinin önüne: Azat buzat, beni cennet kapısında gözet... İnsanlar saldırırlardı kafeslere, biribirleriyle yarışırlardı bir kuş satın almak için. O zamanlar kuşçular İstanbula kuş dayandıramazlardı. Kiliselerin, havraların önünde de her gün binlerce kuş kafeslerinden, üstlerine dualar okunup salıverilir ve arkalarından, özgürlüğe kavuşmuş sevinçli kuşların, kıvançla umutla bakılırdı.
Sayfa 38·Kitabı okudu
Reklam
Reklam