Yolun ıssızlığında büyük bir ürkütüntüye kapılı; korku, yüreğinde kanat çırpıyordu. Pan tanrı her insan gibi ona da panlaşma, yani panik duygusunu hediye etmişti.
Seyredenler hep olur. Sokakta adam, Allah yarattı demeyip bir tane vurunca, akraba düğünlerinde azarlarken,evde dayak yerken bile. Gerçi benim adam, konu komşuya rezil olmayalım diye perdeleri örter, sonra vurur. Ama bilirim, en azından sesleri duyarlar. Duyarsınız, görürsünüz, üzülürsünüz. Ne de olsa siz de bir kalp taşıyorsunuz. Belki gece yatarken kocanıza-karınıza, “Adam da Leyla’ya ne zulmediyor vallahi içim parçalandı,” diye dertlenir, benim kaşım gözüm paralanırken erken parçalanan içiniz için merhamet toplarsınız. ...
Mesela ben dayak yedim diye karakola gitsem, biriniz şahitliğe gelmezsiniz, niye? E aile meselesi ne olsa, yarın öbür gün ben kocamla iyi olurum, hatta size, “Sana ne be, kocam değil mi döver de sever de,” bile derim de, siz kötü olursunuz di mi? Siz karışmazsınız. Bana üzülürsünüz tabii ama taraf tutmazsınız… Öyle de bir taraf tutarsınız ki: Ben zulüm çekerken susuyorsanız, kocamın tarafındasınız. Siz, erkek tarafısınız.
Artık ne zaman canım sıkılsa karşı caddedeki düğün salonuna gidip oyun oynayıp dönüyorum. El düğünü tanıdık düğününden iyi. Akraba düğününe gitsen herkes gözünün içine bakacak, 'Ülker ne takacak?' diye. Ulan kocam dövse evinize almazsınız, açlıktan ölsem bir lokma, açıktan ölsem bir hırka vermezsiniz, takıya geldi mi Ülker!