“Kitap okuyanlar, yani başkalarının acılarını paylaşabilenler çoğalmalı ki dünya daha hızlı güzelleşebilsin.” diyor Güney Koreli yirmi dört yaşındaki genç yazar Hwang Bo-reum. Aynı zamanda aktris ve model.
Kore edebiyatına kattığı bu eserini yazma amacını şöyle açıklıyor:
“ Doğru düzgün nefes almaya vakit bulamadığımız günlük yaşamın koşuşturmasından uzak bir alan, daha becerikli olmamızı, daha hızlı olmamızı söyleyerek yakamıza yapışan dünyanın seslerinden kopabildiğimiz bir alan yaratmak istiyordum. O alanda sakin, kısa anlarla dalgalanan bir günün resmini çizmek istiyordum. Enerjimizi söküp almayan tam aksine içimizi dolduran; başlangıcında beklenti sonundaysa memnuniyet olan bir gün. Bizi büyüten durumların olduğu, büyümekten doğan umudun yeşerdiği, güzel insanlarla yapılan anlamlı konuşmaların çiçek açtığı bir gün. Hepsinden önemlisi bedenin keyif sürebildiği, zihnin kabullendiği bir gün. Ben böyle bir gün ve böyle bir gün geçiren insanların resmini çizmek istemiştim.”
Koreli orta yaşlarda bir kadın –Youngju- sistemin dayattığı yaşam koşulları sonucu tükenmişlik sendromu yaşar ve işinden ayrılıp çocukluk hayali olan kitabevini açar. Kitabevinin isminde yer alan “hyu” Korece dinlenme anlamında.
Kitabevinde bir araya gelen Minjun, Minchul, Minchul’un annnesi Heeju, Jungseo, Jimi, Seungwoo ve Sungchul karakterleriyle zenginleşir roman.
Kitapların gücünün insanın ruhuna nasıl dokunduğunu anlatır. Kitabeviyle birlikte yeniden şekillenen yaşamlar …
Yaşama dair pek çok konuya değinmesi, evrensel temalarla yüklü olması, okurken ruhu dinlendirmesi, kısa ve sakin anların değerini başarıyla aktarması ve okurun içsel dünyasına temas edip olduğu yeri sorgulatması eserin en güçlü yanı bence.
Dili oldukça sade, olaydan çok düşüncenin hakim olduğu durağan bir kitap. Güçlü