Yazmayı ve okumayı öğrenmek için öncelikle 29 harfin tam olarak nasıl yazildigini ve nasıl seslendirildiğini öğreniriz. Bu bilginin üzerine kelimeler ve cümleler inşaa edildiğinde hem yazmayı hem de okumayı öğrenmiş oluruz. Yazıyı asıl sökmemizi sağlayanan ise şimdiye kadar yazılmış olan minyonlarca sayfa toplamındaki kitapların, aslında sadece 29 harfin tekrarından ibaret olduğunu öğrendiğimiz andır. Sınırlı olan da sınırsız olanı açılan kapı ilk defa burada aralanır.
…
Evrende aslında her şeyin duyulsa da duyulmasa da bir sesi vardır. Bir ağaç konuşamaz, dile gelemez belki ancak ses çıkarır. Bulutlar, Taşlar, akarsular bizim anladığım anladığımız manada dile gelmezler ancak hepsinin sahip olduğu kendine özgü sesleri vardır. Sesi anladığımızda, doğanın müziğini keşfettiğimzde içinde yaşamakta olduğumuz evrenin kapıları da önümüze açılır.
İnsan doğası gereği yaslanır ve fiziki güzelliği ve gücü bedenini zamanla terk eden. Ancak bilgi sahibi olmanın kişiye kazandırdığı güzellik hayatının sonuna kadar onunla kalacaktır.
Yaşamdaki her şeyin birbiriyle olan bu sıkı bahane idrak eden zihinler Platon’un akademisinde vermek istediği asıl bilgiye de hazırlanmış olurlar: canlı veya cansız olan her şey bütünün bir parçasıdır. İşte bu fikri yakalayan kişi artık kendinde olanı, Damla’nın içindeki okyanusu keşfediyor ve platonik aşkı derinden yaşamaya başlıyordu. O artık kimseden ayrı değil, herkesin bir parçasıdır ve dolayısıyla dışarıda olanı sevmek artık karşılıksız bir sevme anlamına da gelmezdi. Çünkü artık herkes kendisi, kendisi de herkestir.
“Mantık dışı arzular en iyi olma düşüncesine baskın çıkarak insanı güzellikten keyif almaya yöneltir ve bedene yönelik cinsel arzularla güçlenerek bu gücünden dolayı aşk kadını alır”
Platon, aslında aşk denilen olguyu bu şekilde tanımlamaz. Onun aşkla ilgili bu tanımı bedensel hazlarının kölesi olan ve sadece bu isteklerini yerine getirmek için mantıklarını devre dışı bırakıp duyduğu şehveti aşk zannedenler içindir. Çünkü Platon gerçek aşkı yaşayabilme ayrıcana sahip olanların ancak hakikatin yeryüzündeki yansıması olan akla danışanlar arasından çıkacağına ileri sürer. Gerçeğin dünya denilen bu mekanda sahip olduğunuz bir çift gözle görülemeyeceğini, asıl olanı görebilmek için aklın gözüne ihtiyaç olduğunu ve ancak akıl sayesinde gerçek olana, hakikatin bilgisinerbileceğimizi düşünür.
Platon’un bu görüşüne paralel olarak tasavvufta “bu yol ancak akılla bulunur ve gönülle yürünür”yaklaşımı vardır