Fatma Nur Afşar

Fatma Nur Afşar
@fnurafsar
Freud'a göre tüm içgüdüsel isteklerin engellenmeden doyurulması, ruh sağlığı ve mutluluk verecektir. Ne var ki klinik gerçekler, tüm yaşamlarını hiçbir sınır tanımadan cinsel doygunluk peşinde koşmakla geçiren erkek ya da kadınların mutluluğa ulaşamadıklarını ve çoğunlukla nevrozlu çatışmalar ve hastalıklardan acı çektiklerini göstermektedir.
Sayfa 111 - Say Yayınları, 7. Baskı: 2022·Kitabı okudu
ismet Sönmez isimli okura yanıt verildi
Fatma Nur Afşar
evet çevirisinden benim de pek memnun kaldığım söylenemez, teşekkür ederim düzeltmeleriniz için 🙏🏻
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Özellikle Türk toplumunda sık görülen kadın tipi “saçını süpürge eden kadın modeli"dir. Tam depresif kadın modeli. Yemeyip yediren, içmeyip içiren, giymeyip giydiren. Sürekli "verici" konumda olmak. Bu kadınlar sıklıkla, "Hep ben veriyorum. Hiç alamadım" derler.
Sayfa 41·Kitabı okudu
Psikoloji
Fatma Nur Afşar
kocaları da gidip tam tersi olan kadınlarla aldatır, hiç şaşmaz 🤷🏻‍♀️ kendine değer vermeyene başkası da veremiyor
Geçen kış mitleri okurken, Homeros'u, Truva Savaşı'nı ve Antik Yunan'ı araştırırken neden gidip yerinde görmüyorum buraları dedim kendime ve yaz geldiğinde Troya'ya kadar Ege kıyılarını moto-keşfe çıkmayı kafamda kararlaştırdım. Aradan geçen zamanda, hayatımın iş-kütüphane-spor salonu üçgeninde sıkışmasıyla üzerimde biriken atalet beni tereddüde düşürse ve gezinin zorluğu gözümde büyüse de geçen hafta bu planımı fazlasıyla gerçekleştirdim. Antalya'dan başladım ve Kaş'tan itibaren bana eşlik eden bir arkadaşımla Gelibolu'ya kadar çıktım. Daha önce Fethiye'den sonrasını hiç görmemiştim ve yarı-doğaçlamalı bir plan yaptık. Bir aksilik olmadı ve yaklaşık iki haftada geziyi tamamladık. Kolay olmadı, dertlerim oldu; yoruldum, migrenle mücadele ettim, uykusuzluk çektim, kirli hissettim, sıcaktan bunaldım ve rahatsız zeminlerde uyuduğum oldu. Daha fazla olarak güzel şeyler de oldu; yeni insanlarla tanıştım, binlerce insanla milli maç izledim ve sesim kısılana kadar çılgınlar gibi sevindim, yöresel tatlara baktım, tarihi yerler ve çok güzel koylar gördüm, birçok farklı yerde denize girdim, güzel fotolar çekildim, müzeleri gezdim, hediyeler aldım, muhteşem manzaralara bakarak motosiklet sürdüm vs. ancak esas anlatmak istediklerim bu deneyimler değil. Tüm bu süreçteki iyi ve kötü deneyimlerde gördüğüm ortak bir nokta var: kendimden uzaklaştım. Birileriyle ve bir şeylerle eriyip gitmenin, Dionysyak kafalara bürünmenin, kendinle baş başalığına mola vermenin önemini kavradım. Bunlar bilmediğim şeyler değildi aslında. Bilincimin ilk yıllardan itibaren, gövdeni koruduğun müddetçe erimenin, aidiyetlerde parça olmanın istemsiz arayışındaydım ancak uzun zamandır kendime hapis, kendimde mahpustum. Küçülmeyi ve bir aidiyet zincirinde halka olmayı unutmuş, belki de kendimi zincir sanmaya
1000Kitap
Fatma Nur Afşar isimli okura yanıt verildi
Fatma Nur Afşar
Megasonik SiklonMegasonik Siklon tabii ki :) ben de şu an başlarındayım henüz ve dediğim gibi tam da sizin bahsettiğiniz konudan bahsederek başlamış kitaba. sevgi neden önemlidir? bahsettiğiniz konudan ötürü aslında. insan her zaman kendinden kaçıp bir şeyle bütünleşmek istermiş. o kendi başınalıktan, yalnızlık acısından ve sıkıntısından kurtulmak için. dinler, uyuşturucular, seks… daha bir sürü şey. hepsi o acıdan kurtulmak için. ama biliyorsunuz ki hepsi de geçici. anlık şeyler. sevgi dışında. bunu fark edeli uzun zaman olmuştu ama benim de okumaya yeni fırsatım oldu. sevmenin, sevginin tam olarak ne olduğunu ve nasıl olduğunu da öğreneceğim okumaya devam ederek. asıl yararlı olan kısmı okumadım yani henüz ^^
Geçen kış mitleri okurken, Homeros'u, Truva Savaşı'nı ve Antik Yunan'ı araştırırken neden gidip yerinde görmüyorum buraları dedim kendime ve yaz geldiğinde Troya'ya kadar Ege kıyılarını moto-keşfe çıkmayı kafamda kararlaştırdım. Aradan geçen zamanda, hayatımın iş-kütüphane-spor salonu üçgeninde sıkışmasıyla üzerimde biriken atalet beni tereddüde düşürse ve gezinin zorluğu gözümde büyüse de geçen hafta bu planımı fazlasıyla gerçekleştirdim. Antalya'dan başladım ve Kaş'tan itibaren bana eşlik eden bir arkadaşımla Gelibolu'ya kadar çıktım. Daha önce Fethiye'den sonrasını hiç görmemiştim ve yarı-doğaçlamalı bir plan yaptık. Bir aksilik olmadı ve yaklaşık iki haftada geziyi tamamladık. Kolay olmadı, dertlerim oldu; yoruldum, migrenle mücadele ettim, uykusuzluk çektim, kirli hissettim, sıcaktan bunaldım ve rahatsız zeminlerde uyuduğum oldu. Daha fazla olarak güzel şeyler de oldu; yeni insanlarla tanıştım, binlerce insanla milli maç izledim ve sesim kısılana kadar çılgınlar gibi sevindim, yöresel tatlara baktım, tarihi yerler ve çok güzel koylar gördüm, birçok farklı yerde denize girdim, güzel fotolar çekildim, müzeleri gezdim, hediyeler aldım, muhteşem manzaralara bakarak motosiklet sürdüm vs. ancak esas anlatmak istediklerim bu deneyimler değil. Tüm bu süreçteki iyi ve kötü deneyimlerde gördüğüm ortak bir nokta var: kendimden uzaklaştım. Birileriyle ve bir şeylerle eriyip gitmenin, Dionysyak kafalara bürünmenin, kendinle baş başalığına mola vermenin önemini kavradım. Bunlar bilmediğim şeyler değildi aslında. Bilincimin ilk yıllardan itibaren, gövdeni koruduğun müddetçe erimenin, aidiyetlerde parça olmanın istemsiz arayışındaydım ancak uzun zamandır kendime hapis, kendimde mahpustum. Küçülmeyi ve bir aidiyet zincirinde halka olmayı unutmuş, belki de kendimi zincir sanmaya
1000Kitap
Fatma Nur Afşar isimli okura yanıt verildi
Fatma Nur Afşar
Megasonik SiklonMegasonik Siklon evet
Geçen kış mitleri okurken, Homeros'u, Truva Savaşı'nı ve Antik Yunan'ı araştırırken neden gidip yerinde görmüyorum buraları dedim kendime ve yaz geldiğinde Troya'ya kadar Ege kıyılarını moto-keşfe çıkmayı kafamda kararlaştırdım. Aradan geçen zamanda, hayatımın iş-kütüphane-spor salonu üçgeninde sıkışmasıyla üzerimde biriken atalet beni tereddüde düşürse ve gezinin zorluğu gözümde büyüse de geçen hafta bu planımı fazlasıyla gerçekleştirdim. Antalya'dan başladım ve Kaş'tan itibaren bana eşlik eden bir arkadaşımla Gelibolu'ya kadar çıktım. Daha önce Fethiye'den sonrasını hiç görmemiştim ve yarı-doğaçlamalı bir plan yaptık. Bir aksilik olmadı ve yaklaşık iki haftada geziyi tamamladık. Kolay olmadı, dertlerim oldu; yoruldum, migrenle mücadele ettim, uykusuzluk çektim, kirli hissettim, sıcaktan bunaldım ve rahatsız zeminlerde uyuduğum oldu. Daha fazla olarak güzel şeyler de oldu; yeni insanlarla tanıştım, binlerce insanla milli maç izledim ve sesim kısılana kadar çılgınlar gibi sevindim, yöresel tatlara baktım, tarihi yerler ve çok güzel koylar gördüm, birçok farklı yerde denize girdim, güzel fotolar çekildim, müzeleri gezdim, hediyeler aldım, muhteşem manzaralara bakarak motosiklet sürdüm vs. ancak esas anlatmak istediklerim bu deneyimler değil. Tüm bu süreçteki iyi ve kötü deneyimlerde gördüğüm ortak bir nokta var: kendimden uzaklaştım. Birileriyle ve bir şeylerle eriyip gitmenin, Dionysyak kafalara bürünmenin, kendinle baş başalığına mola vermenin önemini kavradım. Bunlar bilmediğim şeyler değildi aslında. Bilincimin ilk yıllardan itibaren, gövdeni koruduğun müddetçe erimenin, aidiyetlerde parça olmanın istemsiz arayışındaydım ancak uzun zamandır kendime hapis, kendimde mahpustum. Küçülmeyi ve bir aidiyet zincirinde halka olmayı unutmuş, belki de kendimi zincir sanmaya
1000Kitap
Fatma Nur Afşar
okuduğum kitap tam da bahsettiğiniz şeyle ilgili 😌 güzel denk geldi. tavsiye ederim size de.