ꔫ folklore

7.
Felsefe ile şiir arasındaki ilişkilere gelmek zorunda kalıyoruz hep - önemli bir ilk fark şu: Felsefe ile şiirin ilişkileri üzerine şiir yazılamaz, oysa felsefe yapılabilir - işte : şiir yazılır; felsefe yapılır. Şiirin yapılması, zaten, yazılmasıdır - oysa felsefe, 'önce' yapılır, 'sonra' (olabilirse) yazılır. Ortaklık, ikisinin de (önce) yaşanması - çünkü şu da doğru : şiir, yazılma (yani yapılma) anında zaten/hala yaşanmaktadır - - yazılması, zaten, yaşanmasıdır -; oysa felsefe, yapılması sırasında belki/hala yaşanmaktadır, ama yazıldığında, arhk, işte, yaşanmamaktadır.
Sayfa 114
Şiir
ꔫ folklore
Felsefede, özellikle mantık, bilgi kuramı, vb. gibi 'dal'larda, "yaşanmışlık" ko- şulunu öne sürmek zorluklarla karşılaşır gibi : Kant'ın 'kategori çizelgesi' hangi yaşantılara bağlanabilir ki?!... - Ama, örneğin, Hume'un onu "dog- matik uyuklamasından kaldırması" benzetmesi ile, geç yaşında, felsefe ile tıp ilişkileri üzerinde dururken, kendi deneylerinden hareketle sözünü ettiği; "uy- kusunda ağzından soluk almağa başlayınca ürküp uyanma" yaşantısı ara- sında bağlantı kurulabilir. En 'soyut'/ 'soğuk' /'nesnel' felsefi düşünce bile, fel- sefe yapan kişiye, o kişi olarak şu ya da bu biçimde yakından dokunur - yoksa, felsefi olarak da birşeye yaramaz ... - Ama tabii, bizim karşımıza çıkan metinsel varlık, artık o ilk "yaşanmış"lığın izlerini ya hiç taşımaz, ya da bu izlerin görülebilmesi artık ancak özel bir bilgi ve çabayla olanaklı olabilir.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
felsefe (iste) 1.
Felsefe hep bir metin (bir tümce ve kavram dizgesi) olarak çıkar ortaya - ama, hep, ardında (belli-belirsiz de olsa) belirgin bir kişinin durduğu bir metindir bu: Felsefe okuru (başarılı bir okursa), hep bir kişi görür okuduklarının ardında - tümce tümce, kavram kavram ilerledikçe, kişiliği; sanki yüz hatları, hatta konuşma biçimi belirginleşen bir kişi : belli-belirsiz; ama, belirgin. Öyle ki, bu kişi şimdi kapıdan içeri girecek olsaydı, okur onu tanırdı.
Sayfa 107
ꔫ folklore
Bir öğrencisine anlattığına göre, Wittgenstein, Frege'yi görmeye ilk gittiğinde, kapıyı açan adama "Profesör Frege'yi görmek istiyorum" der. Adamdan, "Be- nim, buyrun" diye yanıt alınca da, "Olamaz!" deyiverir. - Bu örnek şunu gös- teriyor : Felsefe okuru yalnızca metinlerinden bildiği felsefe yazarini görseydi tanırdı demek, doğru tanırdı; yanılmazdı demek değil - belki, tam tersi : 'tanıdığı' kişi, onun o metin(ler)i okumasının sonucu 'oluşmuş' bir 'kisi' ola- rak, 'asıl' yazarla hiçbirzaman çakışmayabilirdi.
14.
Ozlem, simdi-burada, senin bulundugun yere yagan yagmurun, o'nun bulundugu yere de yagmasi konusundaki ikircikliligindir : "Keske, burada, yanimda olsa da, yagmur birlikte yagsa üzerimize - keske, orada, yagmur yagmasa üzerine de, islanmasa ... "
Sayfa 45
Şiir
ꔫ folklore
Yagmur ile ölüm arasindaki ilskiyi, bir Maori inanci cok acik bir biçimde  kurar.- It always rains when a Maori dies.  Ne zaman bir Maori ölse, yagmur yagar.  Ergin Günçe de, sevilen bir ölünün, ardindan soylenecek bir siirini, su dizeyle bitirir:- Birak yagmur yagsin.
Uzak.
Dein Leben sei ein hundertfiiltiger Versuch: dein Mifllingen und Gelingen sei ein Beweis: und sarge dafiir, daft man wisse, was du versucht und bewiesen hast.* Nietzsche.
Sayfa 8
Şiir
ꔫ folklore
Yasamin yüzlerce yonelimli bir deneme olsun: basarisizligin ve basarin, kanit olsun: neyi denediginin ve kanitladiginin da bilinmesini sagla.*