Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Resepsiyon görevlisi gibi iş gören tat duyumuzun bir zayıf yanı da “otel
odalarında boş yer olup olmadığı” bilgisiyle doğrudan ilgilenmemesidir.
Bedende ne kadar fazla depolanmış besin olursa olsun, kimi zaman beyinden
gelen “Yeter artık, yeme!” sinyalini duyamayışımızın nedeni bu tat ve lezzet kaynaklı hazza aşırı odaklanmamızdır.
Adeta kapıdaki görevliyi memnun
etmek için oteli çarşamba pazarına çevirmekle meşgulüz!O kadar kalorili,
yağlı-yoğurtlu kebapları yedikten sonra, hemen arkasından peynirleri uzayan
o kocaman sıcak künefeyi gövdeye indirmek için yanıp tutuşmamız, buna
çok iyi bir örnektir.
“Sözün güzelliği kısaldığındandır. Yediğin vakit az ye. Yedikten sonra dört beş
saat kadar daha yeme. Şifa, hazımdadır. Yani kolayca hazmedeceğin miktarı ye.
Nefse ve mideye en ağır ve yorucu hal, yemeği yemek üstüne yemektir.”
İbn-i Sina
“Çöp gıda” denen “fast-food” tarzı hızlı yiyeceklere de bir bakalım: Bunlar hazırlanması ve elde edilmesi en kolay yiyecekler olmakla birlikte, bedenin
ihtiyacının çok üzerinde kalori alımına neden olan düşük kaliteli ürünlerdir.
Lezzet duyumuzu sonuna kadar sömüren böyle bir sektör, son derece lezzetli
gıdaların içinde bize işe yaramaz kalori bombaları sunar. Özellikle lif ve probiyotik içerikler açısından son derece fakir bu tip gıdaların uzun dönemde
sağlığımız için yarattığı tehlikeyi henüz sigara yahut uyuşturucu meselesi ile
aynı yere koymamış olmamız, meseleyi anlamakta oldukça zorluk
çektiğimizin en açık göstergesidir.