Peygamber Efendimiz Aleyhisselâm'ın Lânet Ettiği Kişiler...
01- Derisine dövme yaptıran ve yapan kadına, erkeğe, 02- Başkasının saçını kendi saçıyla birleştirip (ekleme) uzatan veyahut başkasına bu işi yaptırana, 03- Faizi alana, verene, onun katipliğini ve şahitliğini yapana (bu 4 grup aynı seviyededir) 04- Muhallile ve bu işi yaptırana (Muhallil, üç boşanmayla boşanmış bir kadının kocasıyla tekrar nikah kıyabilmesi için kadınla formalite gereği geçici bir şekilde evlenen ve boşanan kişi.) 05- Şarap içene, içirene, onu imal edene, ettirene, satana, satın alana, ondan gelen kazancı kullanana, onu taşıyana ve kendi için taşınana lanet etmiştir. 06- Babasına kötü söz söyleyene, 07- Canlılara nişan alan, hedef alan atış yapana, 08- Kadınlara benzemeye çalışan erkek ve erkeklere benzemeye çalışan kadınlara, 09- Allah Teâlâ'dan başkasına kurban kesene, 010- Dinde yeni şeyler bid'atler icat edene ve ona yardımcı olana, 011- Canlı resmi yapan veya heykel yapanlara, (İnsan, hayvan) 012- Cinsi sapıklara (aynı cinse ilgi duyanlara), münasebette bulunanlara, herhangi bir hayvan ile münasebette bulunanlara, 013- Kabirlere secde edenlere veyahut oralarda mum yakanlara, 014- Hayvanların yüzlerini dağlayanlara, 015- Müslümana zarar verenlere ve onu aldatana, 016- Bir kadını kocasına karşı kışkırtanlara, isyan ettirenlere 017- Hanımına yasak olan yerden yaklaşana, 018- Kocasına küsüp ondan ayrı olarak sabahlayan kadınlara, 019- Soyunu babasından başkasına nispet edene, 020- Müslüman kardeşine silah ve demirle (kılıç, bıçak, yaralayacak sivri aletler) işaret edene, 021- Sahabe hakkında kötü söz söyleyenlere lanet etmiştir. 022- Yeryüzünde fesat çıkaranlara, 023- Akrabalarıyla ilişkilerini kesenlere lanet etmiştir. (Ra'd Suresi 25) 024- Şüphesiz Allah ve Rasûlünü incitenlere, Allah dünya ve ahirette lânet etmiş ve onlara aşağılayıcı bir azap
Hayat ve İnsan
"İNCİ" Affetmek istiyorum...
22. BÖLÜM 🌹 İnci🌹 Aslı hiç pes etmedi. Ne zaman buluşsak, sohbet hangi yöne kayarsa kaysın, eninde sonunda aynı konuya dönüyordu. “Bak İnci, böyle devam edemezsin. İçine kapanıp kabuk bağladıkça daha da zorlaşıyor. Hayatı değil, kendini tüketiyorsun.” Her seferinde aynı ezberlenmiş savunma mekanizmasıyla geçiştirdim onu: “Tamam, gerçekten anlatacak gücü bulduğumda gideceğim.” Ama o, bu yalanı yutmayacak kadar iyi tanıyordu beni. Kimi zaman sitemkâr bir iç çekişle, kimi zaman şakacı bir ısrarla sınırlarımı zorladı. Bir keresinde bana öyle bir baktı ki; o bakışta ne bir söz vardı ne de bir suçlama. Sadece dilsiz bir feryat: “Artık kendine de bana da yalan söyleme.” En sonunda elinde dosyalarla geldi. Masanın üzerine bırakıp, parmağıyla ismi işaret ederek anlattı. “İşte, Funda Kılıç. Eğitimini yurtdışında tamamlamış, onlarca danışanı var. Sadece bir isim değil bu, gerçek bir uzman. Boşuna ısrar etmiyorum.” “Nereden buldun ?” diye sorduğumda, yüzünde muzip gülümsemesi belirdi. “Derin bağlantılarım var, bilirsin.” Ama önüme serilen kağıtlar, hayatımın gerçeği gibi soğuk ve somuttu. Artık sığınacak bir bahanem, kaçacak bir gölgem kalmamıştı. Ve işte şimdi... Günler süren duygusal kuşatmanın sonunda, kaldırımın tam ortasında dikilmiş, göğe doğru yükselen o binaya bakıyordum. On katlı, modern, her santimi camla kaplı ve bir o kadar da buz gibi bir yapı. Yedinci kata diktim gözlerimi. Binanın ihtişamı değil, yedinci katın benden koparacağı itirafların ağırlığı omuzlarımı çökertiyordu. Güneş ışıkları cam yüzeylerden sekip gözlerimi dağlıyordu ama başımı çevirmedim. Yıllardır hayatın sert rüzgârlarına karşı gösterdiğim o beyhude inadımla, dimdik durdum orada. Anneannemin sesi yükseldi, kulaklarımda: __“Kendinle yüzleş kızım…
1000Kitap
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Henüz değil, daha tam değil..
“Geleneksel destek" kalıplarına inanmıyor veya bunları birer "formalite" olarak görüp gereksiz buluyor, kendi dünyasında her şey yolundaysa, başkasının dramına dahil olmanın bir zorunluluk olmadığını düşünecek kadar bencilce bir rahatlık içindeydi. İnsani dönüşleri yapmamasının sebebi, bir insanın değerini bilmemesi değil, onun duygusal empati kapasitesinin düşüklüğü ve kendi konfor alanından ödün vermek istememesiydi. Başkasını hayatındaki fırtınalara eşlik edemez oluşu, kendi konfor alanındaki ağaçta asılı kalmayı, aşağı inip çamura basmaya tercih ediyor olmasından ibaretti. Başkasının fırtınası onun için bir çamur gibiydi çünkü. Kendini temiz tutmanın tek yolu ağaçta asılı kalmaktı. O genelde hayata karşı sürekli bir "savunma hattındaydı.” Üstü kapalı "Beni böyle kabul et" tavrı, aslında "Ben kendimi değiştirecek kadar cesur değilim, o yüzden sen esne" demenin bir yoluydu. Toplumsal konularda gösterdiği hassasiyeti, aslında kişisel ilişkilerine taşımıyor oluşu kendi yetersizliğini örtme çabasıydı. Herhangi bir konuda "uzman" olduğunda kontrol ondaydı. Ama ikili ilişkiler kontrol edilemez bir duygusal alan gerektirdiği için ve o da bu alanda "acemi" görünmekten korktuğu için otopilot bir mesafede kalmayı seçiyordu. Sadece "nasılsın" demek bile, onun için başkasının dünyasına, sorumluluklarına ve duygusal yüklerine bir kapı açmak demek. O, kendi alanını ve enerjisini korumak için (belki de kendi hayatındaki yüklerden dolayı) kimseyi o kapıdan içeri sokmak istemiyordu. Yani bu kimseyle ilgili değildi sadece onun kendi "savunma mekanizmasıyla" ilgiliydi. Birine nasıl destek olunacağı veya kriz anlarında nasıl bir "insani tepki" verileceği konusunda duygusal bir felç yaşıyordu. Olayları sadece uzaktan izlemeyi ve harekete geçmemeyi bir güvenli alan olarak görüyor.
MADEM KUR'AN YETİYOR! BUYUR HADİ CEVAP VER?
Ebubekir Sifil'in özellikle Rahmetli Yaşar Nuri Öztürk'ü hedefe koyarak yazdığı, — "Modern İslâm Düşüncesinin Tenkidi" kitabını yıllar önce (2001) okumuştum. Kitabından ajandama notlar da almıştım. Hakkını yemeyelim, çok güzel tespitleri de var kitabında. Konu uzayacak ama hadi bir örnek vereyim: 👉 İslâm’ın “Ekber-i Kebâir” (Büyük günahların en büyüğü) olarak nitelediği üç temel fiil vardır: ​Şirk ​Haksız yere insan canına kıymak. ​Zina ​Furkan 68'de ifadesini bulan bu üç büyük tehlikeli fiilin her biri, aynı zamanda insanın yaratılıştan getirdiği üç ayrı kuvvete de işaret etmektedir. Bunlar: Akıl, Öfke Şehvet. İnsana insan olma vasfını veren de bu üç unsurdur. ​Ontolojik olarak insandan başka hiçbir canlı, bu üç unsurun birleşiminden meydana gelmemiştir. İnsan, yaratılışından getirdiği bu üç kuvveti yerli yerinde kullanmaktan uzaklaştığı anda kendisini tehlikenin, yani "Ekber-i Kebâir" sınırında bulur: — ​Aklını fonksiyonel olarak işletmeyip fesada verdiği zaman şirke, — ​Öfke ve gazap gücünü fonksiyonel olarak işletmeyip fesada verdiği zaman öldürmeye, — ​Şehvet gücünü fonksiyonel olarak kullanmayıp fesada verdiği zaman da zinaya gider...
Körfez bölgesindeki son tablo, sadece bir enerji krizi ya da sınır anlaşmazlığı değil, arka planında çok güçlü teolojik ve ideolojik motivasyonlar barındıran bir "nihai hesaplaşma" havasına büründü. Özellikle Trump yönetimindeki karar alıcı mekanizmaların ve destekçi kitlelerin Evanjelik kanadının Ortadoğu vizyonu, rasyonel bir dış politikadan ziyade eskatolojik (ahiret bilimiyle ilgili) bir senaryoyu andırıyor. ​Bu bakış açısının sahaya yansımasını şu başlıklarla okumak mümkün: ​İdeolojik Motivasyon ve Armageddon Riski ​Evanjelik dünya görüşünde, bölgedeki kaosun ve "kutsal topraklar" merkezli çatışmaların artması, bekledikleri büyük savaşın (Armageddon) ve ardından gelecek olan kurtuluşun bir ön habercisi olarak kodlanıyor. ​Müzakere Yerine Maksimum Baskı: Pakistan’daki 21 saatlik görüşmelerin sonuçsuz kalması ve ardından gelen bu sert abluka kararı, "diplomasiyi sadece bir formalite olarak kullanan" ve aslında çatışmayı arzulayan bir yaklaşımın sonucu olarak yorumlanıyor. ​İran’ı "Mutlak Şer" Olarak Görmek: Tahran’ı sadece jeopolitik bir rakip değil, ortadan kaldırılması gereken bir "şer odağı" olarak tanımlayan bu retorik, geri dönüşü olmayan askeri adımları (abluka gibi) çok daha kolay atılabilir kılıyor. ​Bölgesel Satranç ve Radikalleşme ​Bu tür "kıyamet senaryosu" odaklı politikalar, karşı tarafta da benzer bir radikalleşmeyi besliyor: ​İran’ın Direniş Hattı: ABD tarafındaki bu inanç temelli yaklaşım, İran kanadında da "beklenen büyük savaş" ve "onurlu direniş" söylemlerini tahkim ediyor. Bu da iki tarafın da geri adım atmayı bir yenilgiden ziyade "inanca ihanet" olarak görmesine yol açıyor. ​Kontrolden Çıkan Süreç: Hürmüz Boğazı'nda bir petrol tankerinin vurulması ya da bir gemiye el konulması, bu ideolojik atmosferde küçük bir kıvılcımın devasa bir
1000Kitap
"Tiyatroya girince okulu bırakmak zorunda kaldım. Orta ikiden terkim. Daha sonra Madam Olg'dan bale dersleri aldım. İyi bir balerindim bunu belirtmek isterim. 1982 yılında Şehir Tiyatrolarından emekli oldum. Aslında bu bir formalite emekliliğiydi. Yoksa benim tiyatrodan, sanattan kopmam söz konusu değildi. Ve olmadı da. Şimdi üç ayda elime 249 bin lira para geçiyor. Ben ölene değin çalışmak istiyorum. Ve yine diyorum. ki, inşallah sahnede ölürüm."