Ölüm birtakım yasalara tabidir adeta. Genellikle, örneğin anne babaları çok uzun yaşayan veya çok genç ölen kişilerin kendilerinin de sanki mecburen aynı yaşta öldükleri söylenir; kimileri tedavisi mümkün olmayan hastalıklarla, kederlerle yüz yaşına kadar yaşar, kimileri ise, mutlu ve sağlıklı bir hayat sürmelerine rağmen, o kadar duruma uygun ve (mizaçlarında derin kökleri bulunsa da) o kadar tesadüfi bir hastalıkla aynı kaçınılmaz tarihte, genç yaşta can verirler ki, hastalıkları ölümün gerçekleşmesi için zorunlu bir formalite gibi görünür. Acaba kaza sonucu ölümler bile önceden belirlenmiş, sadece tanrılar tarafından bilinen, insanların göremediği, ama yarı bilinçsiz, yarı bilinçli bir hüzünle açığa çıkan (ve hatta bilinçli olduğu ölçüde, başkalarına tam bir samimiyetle, içten içe kurtulacağımıza inandığımız, ama gerçekleşecek olan bir felaketi haber verircesine ifade edilen), onu içinde bir nişan gibi daima taşıyıp hisseden kişiye özgü mukadder tarihler olamaz mı?
Sayfa 146 - Yapı Kredi Yayınları, 19. baskı·Kitabı okuyor
Edebiyat
Ölüm birtakım yasalara tabidir adeta. Genellikle, örneğin, anne babaları çok uzun yaşayan veya çok genç ölen kişilerin kendilerinin de sanki mecburen aynı yaşta öldükleri söylenir; kimileri tedavisi mümkün olmayan hastalıklarla, kederlerle yüz yaşına kadar yaşar, kimileri ise, mutlu ve sağlıklı bir hayat sürmelerine rağmen, o kadar duruma uygun ve o kadar tesadüfi bir hastalıkla aynı kaçınılmaz tarihte, genç yaşta can verirler ki, hastalıkları ölümün gerçekleşmesi için zorunlu bir formalite gibi görünür.
Alıntı
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Levin din konusunda çağdaşlarının çoğu gibi çok belirsiz bir konumda bulunuyordu. Dine inanmıyordu, bununla birlikte bütün bunların yanlış olduğundan da kesin olarak emin değildi. İşte bu nedenle yaptığı şeyin önemine inanacak durumda olmadığı ve bu olaya boş bir formalite olarak kayıtsızca bakmadığı için bütün ayin boyunca anlamadığı, bu yüzden de iç sesinin sahte ve kötü dediği bir şeyi yaparken kendini rahatsız ve utanç içinde hissediyordu.
Alıntı
~ Bilirsiniz, açık konuşmak âdetimdir. Kişisel olarak, diplomatik gevezelikleri ve formalite icabı yapılan konuşmaları sevmem. ~
Altın kitap·Kitabı okudu
Onlar namazlarında gafildirler Tefsirde Ma'un sûresi'nde yer alan "Ansalâtihim sâhûn" yani, "Onlar namazlarında gafildirler" Kılsalar bile tam son vakitte kılarlar. Vakit bitmek üzereyken formalite gereği namazı çabucak yerine getirirler. Namazı isteksiz kılarlar. Namazda elbiseleri ile oynar ve esnerler. Namazlarının Allah rızası ile ilgisi yoktur. Namaz boyunca ne okuduklarını hissetmezler. Okurken de kalpleri başka yerdedir. Namazı çabuk çabuk kılar, rüku ve secdeyi doğru dürüst yapmazlar. Namazı sadece bir şekil olarak eda eder ve kurtulurlar. Namazı kılmaları, bir musibeti başlarından atmak ister gibidir. İnşallah namazın değerini bilen ve kılanlardan olursunuz.
Martin kendinden de, hayattan da iğrenmişti. Başarısızlık duygusunun baskısı altındaydı. Elbette editörler reddederdi saçmalıklarını. Artık bütün açıklığıyla görebiliyor ve kendine de hayalini kurduğu hülyalara da kahkahalarla gülüyordu. Ruth, 'Deniz Güzellemeleri'ni bir mektup eşliğinde postayla göndermişti. Mektubu duygusuzca okudu. Şiirlerini ne kadar sevdiğini, pek güzel olduklarını söylüyordu elinden geldiğince. Ama yalan söyleyemeyen biriydi Ruth, gerçekleri kendinden saklamazdı. Şiirlerin başarısız olduklarını biliyordu. Martin, mektubun formalite icabı yazılmış coşkudan uzak satırlarında şiirlerinin beğenilmediğini okudu. Haklıydı kız. Şiirleri tekrar okuyunca buna iyice emin oldu. Güzellik ve görkem sırtını dönmüştü ona; şiirleri okurken, bunları yazdığında kafasında ne olduğunu sorarken buldu kendini. İfadelerindeki cüret anlamsız ve kabaydı; etkili olsun diye yazılmış laflar birer ucubeydi; her şey saçma, gerçekdışı ve imkânsızdı. Hemen orada bir ateş yakacak kadar mecali olsaydı Deniz Güzellemeleri'ni o anda alevlere atardı. Makine odasında ateş vardı ama oraya kadar gitme zahmetine değmezdi. Bütün gücü, başkalarının giysilerini yıkamaya gitmiş, kendi işlerini yapmaya dermanı kalmamıştı.