Ailesinin mal varlığını kumarda yiyip fakirliğe sürüklenen Fugui'nin kendi ağzından dinleyeceğiniz hayat hikayesi(gibi görünse de anlatılan çok şey var)..Kitap beni etkilemedi desem yalan olur; bolca dram içeriyor..Bunun yanı sıra ülkesinde yasaklanan bir kitap olduğunu bilmem okumaya daha çok teşvik etti aslında..Dönemin politik ve ekonomik süreci de ele alınmış,daha doğrusu şöyle aktarılmış; Fugui askeri birliğe zorla alınınca kendini savaşın içinde bulmuş,geri döndüğünde ise köyünün komünizm ile yönetildiğine şahit olmuştur, herşey yolunda giderken kapitalizm yanlısı kişilerin komünist başkanı esir almasıyla köy düzeni bozulmuş vs. vs..Bu da o dönem Çin'de neler yaşanmış olduğunu tüm açıklığıyla gözler önüne seriyor..Kıtlıktan tutun siyasi ayrım sonucu oluşan halk kavgalarına,ekonomik sıkıntılar yüzünden bir patates için bile kavga edildiğine kadar değinince yasaklanması kaçınılmaz son olmuş sanki..Oysaki kıtlık içinde yaşansa bile hallerine şükretmeleri hatta daha da kötü şartlarda olmadıkları için minnettar olmalı,soran olursa da 'Avrupa bizi kıskanıyor' demeleri, hiç kimseye hiç bir şey belli etmemeleri lazımdı..Ama yazar ağzını pardon kalemini tutamamıştı..Malum mualif düşünleri yansıtmak suçtur kimilerine göre!..Yaşamak demek öyle iyi şartlarda layığıyla değil acıyla yoğrularak ve sadece nefes alabilmekle yetinilmesi gereken bir eylemdi;halk için..Ve İyi şartlar her zaman büyükbaşlar içindir diyor sanki kitap..O yüzden filmi bile yapılan kitap da yasaklanmış film de, yazar da kara listeye eklenmiştir büyük ihtimal ya da tutuklanmıştır..Kitabını okuduğuma göre sıra filminde bana iyi seyirler..Size keyifli okumalar..
Kitabı severek okudum diyebilirim..Dizisini de izledim evet ama tamamlanmadı zaten ve kitaptan farklı bir şekilde ele alınmış..Daha doğrusu toplumumuzun ilgisini çekeceğini düşündükleri yerlerini ele alıp dizileştirmişler diyebilirim..Sonuna kadar merakla okuyacağınız bir anlatım olmuş..Ailenin yaşantısından, Cumhuriyet döneminden,Atatürk'ten o kadar güzel bahsedilmiş ki bazı yerlerine özenmedim değil..Üzüldüğüm noktalar da oldu tabi; aile bireylerinin yaşadığı kötü olayların yanı sıra şuan ki Türkiye de o döneme göre kadınların geldiği nokta beni üzdü mesela, maalesef ki kadınlarımızın adı sanatta başarıda değil daha çok kadın cinayetlerinde geçer oldu..Nisa'nın çalkantılı hayatında bile sanatını başarıyla sürdürmesi,psikolojik sorunlarına rağmen eninde sonunda toparlanıp her seferinde sanatına sarılması, 86 yaşına kadar yaratıcılığını yansıtması,tekerlekli sandelyede olmasına rağmen sergilerinin açılması taktire şayan bir durum ve hayranlıkla okudum..Sadece onun değil tüm ailenin özel hayatında yaşadıkları evlilikler konu alınsa da asıl ön planda olan yada bana göre olması gereken her bireyin kendine has icra ettiği sanatıdır..Hangimizin ailesinde ressamlar,yazarlar,tiyatrocular dolu ki?..Günümüz şartlarında şehir bile değiştirmek çoğumuza göre zorken o dönemde gerek sanatını icra etmek için gerek iş icabı diplomatik görevler için ülke ülke, şehir şehir gezip hatta gerekirse uzun süre konaklayan Fahrünnisa ve ailesinin hayatını kendi minimalist hayatımdan hayretle okumak keyifliydi ve okurken fark ettim ki özgüven duygusuna sahip olmak istediğiniz hayatı yaşayabilmekten geçiyor(istedigin mesleği yapmak,istediğin şarkıyı söyleyebilmek,istediğin yazıyı yazabilmek,istediğin yerde olmak-kafesteki kuş ile doğadaki kuşun ötüşü bile farklı değil mi?-,istediğin duyguyu