Tavan Arasındaki Buda
10/10
·168 syf.··
Beğendi
·
2026 150. kitabı
·
13 saatte okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 14:54
Bu kitabı elime alır almaz bitirdim. Hakkında güzel yorumlar duymuştum ama içeriğine hiç bakmamıştım. Sayfalar ilerledikçe iyi ki okumuşum dediğim kitaplardan biri oldu. Kitap, yaklaşık yüz yıl önce Japonya'dan Amerika'ya gönderilen "fotoğraf gelinlerinin" hikâyesini anlatıyor. Ellerinde hiç tanımadıkları adamların fotoğraflarıyla yeni bir hayata doğru yola çıkan kadınlar... Hepsi umut dolu, hepsi daha güzel bir yaşam hayali kuruyor. Fakat Amerika'ya vardıklarında onları bekleyen gerçek, hayallerinden çok farklı oluyor. Yazarın en etkileyici tercihlerinden biri anlatımı. Kitapta tek bir karakter yok; yüzlerce kadının sesi birleşip sürekli "biz" diye konuşuyor. Bu yüzden okurken sadece bir kişinin değil, bir neslin yaşadığı acıları hissediyorsunuz. Sayfalar boyunca ağır şartlarda çalıştırılan, kandırılan, yalnız bırakılan kadınların yaşamlarına tanıklık ediyoruz. Sonrasında savaşın gölgesi düşüyor. Pearl Harbor saldırısından sonra Amerika'daki Japonlar bir gecede düşman ilan ediliyor. Evlerinden, işlerinden, hayatlarından koparılıyorlar. İşte o bölümlerde yüreğim gerçekten parçalandı. Bazı sahnelerde o kadar üzüldüm ki kitabı kapatıp düşünmek zorunda kaldım. Masum insanların, kadınların ve çocukların sırf kökenleri yüzünden yaşadıkları haksızlıkları okumak çok sarsıcıydı. Bir yandan geçmişte yaşanan savaşları, bir yandan da insanların birbirine neler yapabileceğini düşündüm. Julie Otsuka'nın dili oldukça sade ama etkisi çok güçlü. Süslü cümlelere ihtiyaç duymadan her sayfada okuyucunun kalbine dokunmayı başarıyor. Bu kitap bana bir kez daha elimizdekilerin kıymetini bilmeyi, geçmişte yaşanan acıları unutmamayı ve halimize şükretmeyi hatırlattı. Bazı kitaplar okunur ve biter. Bazıları ise son sayfayı kapattıktan sonra bile insanın içinde yaşamaya devam eder. Tavan
1000Kitap
Tavan Arasındaki BudaJulie Otsuka · Domingo Yayınevi · 20181,236 okunma
10/10
·
Beğendi
TÜRK SANATININ BÜYÜK USTALARI HÜSEYİN ZEKAİ PAŞA NİLÜFER ÖNDİN "Türk Sanatının Büyük Ustaları"adlı seri ,Türk sanatının gelişim evrelerinde önemli yer alan büyük sanatçıları mercek altına alıyor. Seride yer alan kitaplar yalnızca birer yaşam öyküsü sunmakla kalmıyor,okura ,manzara ve natürmortlardan ibaretmiş gibi görünen ilk Türk resmi örneklerinde gözden kaçırmaması gereken nüansları nasıl yorumlayacağına dair bilgiler de sunuyor. Kitapta Hüseyin Zekai'nin hayat hikayesi yanında ayrıca ressam kimliği ele alınır .Işık, gölge, perspektif ve estetik algısına sahip bir sanatçı olarak detaylı incelenir. *** Hüseyin Zekai Paşa 1860 yılında Üsküdar'da doğar. Üsküdar İhsaniye'deki Fıstıklı Mektebinde ilköğretimini tamamladıktan sonra askeri rüştiyeye ve ardından da Kuleli Askeri İdadisine gider. Hüseyin Zekai Paşa Mektebi Harbiye'de okurken Süleyman Seyit'in öğrencisi olur. Natürmort ve peyzajlarıyla, perspektifi üç boyutlu izlenimi veren batı tarzı resim anlayışını benimseyen Süleyman Seyit resim bilgisini öğrencisi ile paylaşır. Sultan ikinci Abdülhamid'in takdirini kazanan Hüseyin Zekai Paşa Mektebi Harbiye'de öğrenci iken sarayda yaver olarak görevlendirilir. Yaver ressam olarak görev yapan paşa saraydan kendine bir eş seçer. Sanat kariyeri boyunca Yıldız Çini Fabrikası için tasarımlar da yapar. Sultan Hamit'in fotoğraf albümlerinin hazırlanması amacıyla kurulan komisyonda görev alır, askeri müze kurulması için oluşturulan komisyonun üyesi olur. Entelektüel kişiliği sayesinde mihmandarlık yaptığı ve aralarında Paul Signac'ın da bulunduğu pek çok Avrupa'lı sanatçıyı Üsküdar'daki evinde ağırlar. Manzara ve natürmort ağırlıklı eserleri ile dikkat çeken Hüseyin Zekai Paşa koleksiyonculuğuyla da saygı gören bir asker olarak yaşamın sonuna kadar
Edebiyat
Hüseyin Zekai PaşaNilüfer Öndin · Hayalperest Yayınevi · 202212 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
hız haz ayartı çağında bilinç nerede?
Puan vermedi·624 syf.··
Beğendi
·
2026 137. kitabı
David J. Chalmers ’ın "bilinç gizemdir" dediği yerden Yuval Noah Harari ‘nin "bilinçsiz zeka dünyayı yönetiyor" dediği yere geldik. Orada ipotek başlıyor. 1. Dikkatin ipotekli Ortaçağda kilise "ne düşüneceğini" kontrol ederdi. Bugün algoritma "neye bakacağını" kontrol ediyor. • TikTok açıyorsun, 3 saat sonra fark ediyorsun. • Instagram sonsuz scroll. Dopamin kredisiyle seni bağlıyor. • Bildirim = minik faiz. Dikkatini çekip geri ödettiriyor. Yuval Noah Harari ‘nin dediği: "İnsan dikkat dağıtma üzerine kurulu bir toplumda yaşıyor." Bilinçli olmak, farkında olmak acı veriyor. Çünkü sistem senden "tüket, kaydır, tıkla" istiyor. Derin düşünce reklam arası. Bu David J. Chalmers ’ın zor problemi değil. Bu kolay problemin silaha dönüşmesi: Davranışın, tercihin, arzun modelleniyor. 2. Arzuların ipotekli Tasavvuf "nefsini bil" der. Bugün nefsini algoritma senden iyi biliyor. • Amazon ne alacağını senden önce tahmin ediyor. • Spotify üzgün olduğunu anlayıp ona göre şarkı veriyor. • YouTube "radikalleştirme tüneli": Bir videodan giriyorsun, 2 saat sonra bambaşka bir insansın. Chalmers’ın "fenomenal bilinç" dediği şey, yani "kendi deneyiminin sahibi olmak", elinden kayıyor. Çünkü deneyimini neyin tetikleyeceğini sen seçmiyorsun. Akış seçiyor. 3. "Ben"in ipotekli En tehlikelisi bu. Sosyal medya kimliğin = beğeni + takipçi + story. • Fotoğraf çekiyorsun, "atınca nasıl durur" diye düşünüyorsun. Anı yaşamıyorsun, anı üretiyorsun. • CV’ni LinkedIn’e göre yazıyorsun. • Fikrini Twitter’da linç yemeyecek şekilde törpülüyorsun. İlhan İnan ’ın "merak" dediği şey ölüyor. Çünkü merak riskli. Sistem "onaylanan içerik" istiyor. Bilinçli soru soran insan yalnızlaşıyor. Harari’nin dediği gibi: "Bilinçli insanlar aileyi, kurumu rahatsız eder." Ama %100 ipotek değil. Kumanda hala sende. Neden? 1. Farkındalık = İlk haciz
Alıntı
Bilinçli ZihinDavid J. Chalmers · Fol Yayınevi · 202412 okunma
Puan vermedi·144 syf.··
2026 23. kitabı
“Yağmur denizde sefalet oluyor değil mi ?” Bir sarrafın mücevherleri işlediği , bir bestekarın notalarla raks ettiği gibi romanını dahi şiirsel nakışlarla işleyerek yazan Tanpınar , adeta kelimelerle zamanı durdurmayı başarmış bir sanatkardır. XXyy ,coğrafyamızda çalkantılı ve devrimli günlerdi işte bu dönemde yaşamış olan değerli kalem, Osmanlı’dan Cumhuriyete geçiş sürecinde ki siyasi , kültürel değişimler ile doğu batı arasında ki sancılı sürece bizzat şahit olarak , bunları sadece eserlerinde yazmakla kalmayarak adeta kelimelerle, geçmiş ile geleceği cümlelerde buluşturmuştur. Bu kıymete değer eserlerinden bir tanesini de biz şanslı okuyucular Mayıs ayında okuyarak ,analiz tahlil ederek bir nebze de olsa edebiyatımızın hafızasını kendi perspektifimizle görme şansına eriştik. Ben de naçizane kendi paradigmam ve yorumumla bir şeyler söylemek istiyorum. Elbetteki Yaz Yağmuru kitabını tek bir edebiyat çerçevesinde ele alamam çünkü kültürel birikimi ve çok yönlü bir yazar olması nedeniyle ( yazar,şair,denemeyazarı,siyasetçi,akademisyen vs.) kaleminden çıkan şaheser ,bir çok perspektiften açıklanmaya değer. Edebi metin özelliğiyle şiirsel ,estetik açıdan bir cerrahın titizliğiyle kaleme alınmış her bir hikaye hem gözleri hem de ruhu doyurmakta böylelikle onun eserlerinin sadece okunmadığını hissedildiğine de şahit oluruz . Türkçeye kattığı senfoni tadında ki kelimelerin bezenmesi, düşünce dünyamıza bıraktığı izlerle eşine az rastlanan ,dimağlarımızda tat bırakmış Türk edebiyatının en zarif ve en derin sanatkarlarından biridir dersek mübalağ etmiş olmayız değil mi ? ( Burada kendimi Bridgerton’ da ki lady Whistledown gibi hissettim ) Yine tarihi bilgisi ve bilinci bunun yanında kendisinin de yaşanan değişim ve dönüşüme tanık olması neticesinde eserlerine
Yaz YağmuruAhmet Hamdi Tanpınar · Dergah Yayınları · 2023466 okunma
Tekinsiz
8/10
·248 syf.··
2026 37. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 17:20
Bu nasıl tekinsiz bir anti kahraman hikâyesidir! Sürekli insana “Acaba şimdi ne olacak?” diye sorduruyor. Aslında yazar, bir Dede Korkut hikâyesini güncellemiş. Dilin bütün oyunlarını ustalıkla kullanmış. Böylesine güzel kelimelerle örülmüş bir destan okudum. Lezzeti damağımda kalan, etkisi uzun süre geçmeyen bir eserdi. Hikâye Altamış köyünde başlıyor. Orada yarım akıllı bir kız, bir gün peri padişahının oğlu tarafından tecavüze uğruyor ve hamile kalıyor. Doğması istenmeyen bir çocuk dünyaya geliyor: tek gözlü, kambur ve bir bacağı kısa bir bebek. Her şeye aç, doymak bilmeyen bu çocuk annesinin sütünü öylesine emiyor ki annesinin göğüslerinden kan geliyor. Anneannesi bu çocuğu istemiyor ve onu annesinden ayırıp bir sala koyarak nehre bırakıyor. Bebeği bir hekim buluyor ve bakımını üstleniyor. Bebek, kendi ismini de kendisi söylüyor: Tepegöz. Aynı zamanda fotoğraf makinesinin icadına da tanıklık ediyoruz. Bu kısım beni bir fotoğraf öğrencisi olarak çok heyecanlandırdı. Kötülük ete kemiğe bürünmüş, insan kılığına girmiş hâlde büyüyor; ancak hekim bunu fark etmiyor. Bazen sevdiğimiz insanlara karşı kör oluruz ya, işte tam da öyle. Islık ağaçları destanın başkahramanlarından biri ve tüm gerçeği onlar biliyor. Zaman zaman Tepegöz’ün iyiliği seçeceğini umut ettim. Ancak Tepegöz, doğduğu günden beri kötülüğü temsil ettiğini sürekli hatırlattı. Kitabın sonu ise tam anlamıyla ters köşe yapıyor ve destan günümüze kadar uzanıyor. #kitaptanalıntılar Ama işte ne çare ki iyinin kulağının işitmediği tek ses, kötülüğün sesidir. Bilmediği şeyi nasıl duysun, duysa da o sese nasıl bir mana bulsun?
Artuçkule'nin Tepegöz'üÇağan Irmak · Everest Yayınları · 202636 okunma
Puan vermedi·232 syf.··
2026 73. kitabı
·
14 saatte okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 06:45
Öyküler boyunca kendimi sıradan ama bir o kadar da karmaşık bağların içinde buldum. Evlat acısıyla kavrulup, sanki acısını somutlaştırabilirmiş gibi kaybettiği her şeyin çaresizce listesini tutan o yaslı annenin kederi içime işledi. Bir üniversite profesörü ile onun saçlarını kesen kuaförün arasındaki o tuhaf, sınırları belirsiz ama bir o kadar derin bağda kendi yalnızlığımı gördüm. Ya da kendisinden iki kat yaş büyük bir adamdan her yıl düzenli olarak mektuplar alan o kadının içsel ıssızlığında, ömrünün son demlerindeki yaşlı bilim insanı ile bakıcısının ortak yaşam mücadelesinde hep aynı şeyi aradım: Tutunacak bir kırıntı. Yiyun Li’nin kahramanları büyük, mucizevi kurtuluşlar yaşamıyorlar. Ölümün, şiddetin, göçün veya köksüzlüğün o soğuk nefesiyle bir kez sarsılmışlar. Mutluyken sahip oldukları o eski adları, eski kimlikleri geride kalmış. Ama teslim de olmuyorlar. Hayata devam etmenin yolunu bir kavanoz balda, yaralı karıncaların o sessiz yürüyüşünde ya da yıllarca sandıkta saklanmış eski bir fotoğraf karesinde buluyorlar. Kitap bana en çok bu yüzden dokundu; hayata tutunmanın büyük sloganlarda değil, akıllardan çıkmayacak küçücük anlarda saklı olduğunu hatırlattı.
Mutluyken Başka Adlarımız VardıYiyun Li · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20267 okunma