Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Öncelikle küçük ama önemli bir not:
Bu seriye başlamadan önce Caraval evrenini okumak, hikâyeyi ve Kupa Prensini çok daha iyi anlamak için gerçekten önemli. Her şeyin başladığı yer orası.
Gelelim finale…
Bu kitap, benim için serinin duygusal olarak en yoğun ve en şaşırtıcı kitabıydı.
Eva’ya üçüncü kitapta tekrar sinirlendiğim anlar oldu. Ama okudukça şunu fark ettim. Yazar bilinçli bir şekilde Eva’nın o iyiliğini, saflığını ve kalbini korumaya çalışıyor. Her şeye iyi tarafından bakma hâli, herkes için doğru olanı yapma çabası… Ve evet, gerçek hayatta böyle insanlar kalmadığı için, böyle kalan insanlara sinirleniyoruz. Ama bedelini en çok onlar ödüyor. En çok Eva kırıldı, en çok Eva üzüldü ve verdiği bazı yanlış kararlar her şeyi daha da karmaşık hâle getirdi.
Buna rağmen, bu kitapta Eva’nın kabuğunu deldiğini de görüyoruz. Artık yalnızca herkesin iyiliği için değil, aşkın iyiliği için de adım atıyor. Kupa Prensi’ne olan sevgisi bu kitapta çok daha net, çok daha cesur ve çok daha gerçek.
Kupa Prensi’ne gelince…
Zaten başlı başına bir detay.
Onunla ilgili söylemek isteyip söyleyemediğim şeyler var ama spoiler olmaması için susuyorum. Tek diyebileceğim şu: lanetinin gerçeğini öğrenmek beni inanılmaz şaşırttı. Asla böyle bir şey beklemiyordum ve kitapta beni en çok ters köşe yapan nokta kesinlikle buydu.
Apollo’yu ise hiçbir zaman sevemedim. Eva’yı sevdiğini düşünmüyorum; bu daha çok bir takıntıydı. Zaten kitabın bir noktasında bunun gerçekten aşk olmadığını da net bir şekilde görüyoruz. Bencil, kendini beğenmiş ve tahmin ettiğim gibi bir karakter olarak kaldı benim için.
Diğer karakterlere tek tek değinmek isterdim ama bu noktada uzatırsam spoiler vermekten korkuyorum. O yüzden burada duruyorum.
Gelelim puan meselesine…
Bazıları için bu kitap 10 puan fazla
Öncelikle şunu en başta söyleyeyim, bu kitap için tam anlamıyla objektif olamıyorum. Bunu zaten önceki incelememde de itiraf etmiştim. Sebebi de belli: Kupa Prensi.
Kupa Prensi sahneye her girdiğinde kitabın havası değişiyor. Aldığı kararlar -doğru ya da yanlış olarak değerlendirmiyoruz asla-, karanlığı, gizemi ve her zamanki gibi ne yapacağı asla tam belli olmayan hâli… Hikâyenin beni içine çekmesinin asıl sebebi buydu. Kitabı elimden bırakamamamın, arka arkaya okuyup bitirmemin nedeni de bu oldu. Yani ben Kupa Prensini okumayı çokkk sevdim diye belirtmiş miydim yaa
Yazarın dili ve anlatımı zaten ayrı bir mesele. O masalsı hava, o sisli dünya, o kader - lanet - kehanet hissi… Yazar bu atmosferi yine kusursuz yakalamış. Ben resmen kitabın içine düştüm. Zaten biter bitmez üçüncü kitaba başlamam da her şeyi özetliyor.
Kupa Prensi ile Eva arasındaki çekim ve sahneler kitabın en sevdiğim kısımlarıydı. Yazar bu uyumu gerçekten çok iyi işlemiş. Eva’nın sonunda biraz da olsa karakter gelişimini okumak iyi geldi ya da ben saflığına alıştım bilmiyorum. Finalde, aşk için alınan kararlar ise beni hem şaşırttı hem de fazlasıyla etkiledi. O nasıl bir sondu öyleeeee
Mutlu son takıntım hiçbir zaman olmamıştır. Bazen mutsuz son ile bitmesi gerektiğini düşünürüm bir çok kitabın ama lütfen bunun sonu mutlu olsunnn.