• Günün birinde Franz Kafka rutin yürüyüşlerini yaptığı parkta ağlayan küçük bir kıza rastlar. Nedeni ise oyuncak bebeğini kaybetmesidir. Kafka bebeği onun yerine aramayı önerir ve ertesi gün aynı noktada buluşmak üzere sözleşirler. Bebek bulunamaz.
    Kafka küçük kıza bebeğin ağzından bir mektup yazar ve buluştuklarında kendisine okur. 🎎🧸Mektupta şu yazar: “Lütfen benim için üzülme, dünyayı görmek için uzun bir yolculuğa çıktım. Sana başımdan geçenleri anlatacağım.” Kafka küçük kızla her buluştuğunda oyuncak bebeğin hayali maceralarını küçük kıza okur. Görüşmelerinin son gününde Kafka küçük kıza bir oyuncak bebek getirir. 🧸🎎Oyuncak bebek kızın kayıp bebeğinden çok farklıdır. Ancak bebeğe iliştirilen küçük not soru işaretlerini giderecek türdendir: “Yolculuğum beni çok değiştirdi.”
    Aradan yıllar geçer. Yetişkin hale gelen kız bebekte küçük bir çatlağın içine yerleştirilmiş notu fark eder... 🎎🧸O notta şöyle yazar: “Sevdiğin her şeyi er ya da geç kaybedeceksin, ama sonunda sevgi başka bir surette sana geri dönecek.”
    Auster der ki: “Küçük kız, yazı sayesinde bebeğini özlemekten, aramaktan vazgeçmişti. Kafka, bebeğin yerine başka bir şey vermişti ona. Bir hikâyesi vardı artık. İnsan bir hayal âleminde, bir hikâyenin içinde yaşayabilecek kadar şanslıysa eğer, gerçek dünyanın acıları sona erer. Hikâye devam ettiği sürece gerçek yoktur.” Sevgiyle..💫🤗
  • "Yasa önünde nöbet tutan bir bekçi vardır.
    TaĢralı bir adam bir gün ona gelip yasaya girme izni ister. Ancak bekçi, o anda izin veremeyeceğini söyler. Adam düĢünür ve daha sonra girip giremeyeceğini sorar. 'Belki' der bekçi, 'ama Ģimdi olmaz.' Bekçi, her zamanki gibi açık duran kapının önünden çekilir ve adam içeriye bakmak için eğilir. Bunu gören bekçi güler ve Ģöyle der: 'Madem ki girmeyi bu kadar çok istiyorsun, beni aĢarak içeri girmeyi dene bakalım. Ama bil ki ben güçlüyüm. Üstelik bekçilerin en küçüğüyüm. Her bir salonun giriĢinde gitgide daha güçlü bekçilere rastlayacaksın. Üçüncüsünden itibaren, onların görüntüsüne ben bile katlanamıyorum.' TaĢralı adam bunca zorluk çıkacağını beklememiĢtir. Yasanın herkese her zaman açık olduğunu sanmıĢtır. Oysa Ģimdi, bekçiyi daha iyi inceledikçe, onun kürkünü, kocaman sivri burnunu ve uzun, seyrek ve Tatar tarzı kara sakalını gördükçe, girmesine izin verilinceye dek beklemeye karar verir. Bekçi ona bir iskemle verip kapının yanına oturtur. Adam günlerce, yıllarca oturur. Ġçeri girme iznini koparabilmek için giriĢimlerini sürdürür ve yalvarıĢlarıyla bekçiyi yorar. Bekçi arada bir onu küçük sorgulamalara tabi tutar, köyü ve daha bir sürü konu hakkında sorular sorar, ama bunlar büyük toprak ağalarının sorduğu türden suya sabuna dokunmayan sorulardan ibarettir ve her sorgunun sonunda, içeri girmesine izin veremeyeceğini söyler. Yolculuk için yanında çeĢitli malzemeler bulunduran adam, çok değerli olsalar da, bekçiye rüĢvet vermek için hepsini kullanır. Bekçi her Ģeyi alır, ama bir yandan da, 'Sırf bir Ģeyleri ihmal ettiğini sanmayasın diye kabul ediyorum' der. Adam, yıllar boyu beklerken sürekli olarak bekçiyi inceler.
    Diğer nöbetçileri unutur, onun Yasa'ya girmesine izin vermeyen ilk ve tek kiĢi olduğunu düĢünür. Ġlk yıllarda, talihin zalimliğine yüksek sesle lanetler okur. Sonraları, yaĢlandıkça, homurdanmakla yetinir. ÇocuklaĢır ve bekçiyi incelediği uzun yıllar boyunca, sonunda kürkünün yakasındaki bitleri bile tanıdığı için, onlardan bekçiyi yumuĢatmasına yardımcı olmalarını rica eder. Sonunda gözleri zayıf görmeye baĢlar ve etraf gerçekten karanlık mı, yoksa gözleri mi onu yanıltıyor, bilemez hale gelir. ġimdi de, karanlığın içinden, durmadan parlayan bir ıĢık seçmektedir. Artık ölüme yaklaĢmıĢtır. Ölmeden önce, beyninde toplanan tüm anıları, bekçiye henüz sormadığı bir soruya dönüĢür. Kaskatı kesilen bedenini doğrultamadığı için de, bekçiye yanına gelmesi için bir iĢaret yapar. Bekçi üzerine iyice eğilmek zorunda kalır, çünkü aralarındaki boy farkı alabildiğine değiĢmiĢtir. 'Daha ne öğrenmek istiyorsun? Bir türlü doymak bilmiyorsun' der. 'Herkes yasayı öğrenmek istediği halde, nasıl oluyor da uzun süredir benden baĢka hiç kimse içeri girmek istemedi?' Bekçi adamın hayata veda etmek üzere olduğunu görür ve kaybolan iĢitme duyusuna ulaĢabilmek için kulağına gürler: 'Bu kapıdan girme hakkı yalnız sana tanınmıĢtı, bu giriĢ sırf senin için yapılmıĢtı. Ben artık gidiyorum, kapıyı da kapatıyorum.'"
    Franz Kafka
    Sayfa 100
  • Ben edebiyattan ibaretim.

    ~Franz Kafka
  • Son 3 yıldır edebiyatla ilgileniyorum. Bu süre zarfında birçok kitap okudum ve çoğu güzel kitaplardı. Ama günümüz edebiyat sayfa ve grupları çok basit indirgenmiş durumda. Aynı edebiyatı yazsın yılda 3 defa en az tekrarlanıyor binlerce sayfa ve gruplarda. Hep aynı yazarı aynı kitabında bir cümle topluluğu üzerine yoğunlaşıyor. Mesela Sabahattin Ali okuyan kesim genelde Kürk Mantolu Madonna veya içimizdeki şeytan romanın ezberlediğimiz ankedotları okuyoruz, Aynısı Zweig'te de, Franz Kafka Milena'ya Mektuplar değişilmez Gardırop meselesi gibi ya da Khaled Hüseyin uçurtma avcısı ve Bin muhteşem kitabında alıntılar gibi. Edebiyat bu ülkede maalesef kopyala yapıştırırda ötesine çok ender geçiliyor. İnsanlar kitapları okurken kitaplara kendilerini pek verebildiği sanmıyorum. Mesela bir edebiyatçı ait sözü başka edebiyatçı adıyla etiketleyip piyasaya süsleniyor. Böylece edebiyat okur dünyası çoğu aklında öyle kalıyor. Bu toplumsal olarak edebiyat yetersizliği ve popüler kültürü saçma sapan yazarlarını milyonlarca kitabı satmasına nedeni oluyor. Geçen yıllarda başlayan şarkıcı ve magazin konu olmuş insanları kitaplarını binlerce hatta milyonlarca satılmasını açıklıyor. Onun için bu konuda kendimizi geliştirip okuyacaklarımız kitapları hakkında bilgi toplamamız lazım. Kitap açıklamalarında gördüğüm sadece kitabı özeti ve birkaç anekdot var. Çok az kimse kitabını eleştirisi veya hissettikleri dile getiriyor. İyi bir okur iyi bir eleştirmen olması gerekir.
  • İlk yıllarda talihsiz tesadüfe bağıra çağıra lanet okur, daha sonraları, yaşlandığında önüne bakıp kendi kendine homurdanır.
    Franz Kafka
    Sayfa 261 - Koridor Yayıncılık