Açlık gibi fizyolojik sınırlan olan ve doyurulabilen fiziksel ihtiyaçlardan farklı olarak, ruhsal ihtiraslar (bedensel çabalarla tatmine ulaştınlsalar bile, tüm ihtiraslar ruhsal kökenlidir) bir türlü doyuma ulaştırılamazlar. Çünkü ihtiraslar tatmin edilseler bile, onlann yol açtığı içsel boşluk ve bunaltıyı, yalnızlığı ve depresyonları bu yolla doyuma ulaştırıp, çözümlemek mümkün değildir. İnsanın sahip olduğu şeyler, her an yitirilebilme tehlikesi taşıdığından, bu tehlikeden korunabilmek için, hep daha fazla şeylere sahip olma isteği ve ihtirası doğacaktır. Herkes daha fazlasını istediği için de, komşusundan bile çekinir, şüphelenir olacaktır. Onun kendi sahip olduklarını elinden alamamasını sağlamak, ancak kişinin daha güçlü ve daha saldırgan olmasına bağlıdır. Üretim ne kadar büyük olsa da, sınırsız arzulara yetişmekten her zaman uzak kalacaktır. İşte bu nedenle, bireyler arasında en çok şeye sahip olmak için her zaman bir mücadele ve savaş süregelecektir. Hatta sınırsız arzulara karşılık, sınırsız üretime geçilebilse dahi, bu mücadele ve rekabetin süreceğini söyleyebiliriz. Daha az sağlıklı ve saldırgan olamayan, mücadeleden yılan ve bu konuda pek yeteneği bulunmayan bireyler ise, kendilerinden çok şeye sahip olanları kıskanıp, duracaklardır.