Sahip olmak yönlendirilmesi altındaki öğrenciler, bir dersi şöyle dinlerler: Bir yandan anlatılan şeyleri dinleyip, onlar arasındaki mantıklı bağları yakalayarak, anlamı kavramaya çalışırlarken, öte yandan da bütün anlatılanları defterlerine not ederek, gelecek sınavda başanlı olmayı amaçlarlar. Ama bu arada, anlatılan şeylerin içeriği üzerine pek düşünmez, ona karşı bir tavır almazlar. Böylelikle öğrendikleri şeyler, onların düşünce dünyasının bir parçası haline gelmediği için, kişisel gelişme ve evrimlerine hiçbir katkıda bulunamazlar. Bu öğrencilerin yaptıkları, duydukları ve hafızalarında sakladıkları teorileri, yeri gelince eksiksiz ve katkısız olarak yinelemekten ibarettir. Konunun içeriği ile öğrenci, birbirlerine yabancıdırlar. Öğrenci, başkaları tarafından varılan (ya onların kendi vardıkları ya da başkalarından alıntı yaptıkları) bazı sonuçları mülkiyetini eline geçirmiş, bu düşüncelere "sahip olmuştur".Öğrencilerin tek amacı vardır: "Öğrenilmiş" olanı saklayıp, tutabilmek. Bunun için, ya bunlan hafızalarına iyice yerleştirmek ya da bazı notlar, grafikler ve çizimlerle kâğıt üzerinde zaptetmek zorundadırlar. Yeni bir şey yaratmalarını veya olağandışı bir şey becermelerinin de hiç gereği yoktur. Sahip olucu karakter yapısındaki birisi için, yeni düşünceler ve fikirler, daha önce kafasına yerleştirdiği şeylerin tümünün yeniden gözden geçirilmesine ve yeni sorular sorulmasına yol açacağından, rahatsız edici olacaklardır. Dünyaya bakış açısı ve insanlarla ilişki biçimi, sahip olmak ilkesine göre ayarlanmış bir insan için kolayca sınıflanamayan, böylece de gelişen, değişen ve denetim altına alınamayan her düşünce, huzursuz edici ve korku vericidir.