Bu kitabı okurken aklıma sık sık “Aşkı Memnu, Yaprak Dökümü, Dudaktan Kalbe gibi Türk edebiyatının ölümsüz eserlerini dizilere uyarlayan yapımcılar ve televizyoncular, bu kitabı nasıl es geçebilmiş? Bu romanın dizisi neden çekilmemiş?” gibi sorular geldi. Bu kadar çok entrikayı ve dramı televizyoncular kaçırmaz diye düşünüyordum. Belli olmaz belki de ileride yaparlar dizisini.
Bu roman, yazarın okuduğum ilk kitabıydı. Türk edebiyatında önemli bir yeri olan Orhan Kemal’i neden daha önce okumadığımı bilmiyorum. Dili, kurgusu, akıcılığı ve içeriğiyle okurken yer yer üzüldüğüm, yer yer keyif aldığım bir roman oldu. Yazarın anlatış biçimiyle olaylar aklımda kolayca canlanabildi.
Romanın içeriğine gelirsek, Türk aile yapısını, insan ilişkilerini, vicdan sorgulamalarını, içsel çatışmaları, gelin kaynana kavgalarını ve entrikalarını gerçekçi bir zeminde anlatmış yazar. Bunlarla birlikte, insan ilişkilerindeki psikolojik unsurların fark edildiği roman, psikolojideki “Yutan anne” kavramının tam olarak yakıştığı kötü kaynana Hacer Hanımın tasviri, sessiz gelin Nazan’ın öyküsü ve birçok karakterin birbirleri ile olan ilişkileri, her bir karakterin kendine has özellikleri ustalıkla kurgulanmış.
Sessiz olanın, hakkını savunamayanın güçsüz olduğu, güçlü insanların güçsüzleri ezdiği, insanların en çok kendilerini düşündüğü, yapılan iyiliklerin bile kendi vicdanlarını rahatlatmalarının bir yolu olduğu mesajını alabilmemiz çok mümkün. Belki de yazarın alt metinde vermek istediği bambaşka mesajlar vardır. Benim aldığım mesajlar, kendi bakış açımla gördüğüm şeylerdi.
Özetle, dramalar ve entrikalarla dolu bu roman, bir dizi izler gibi akıp gidiyor. Yazarın hiçbir kitabını okumamış olsanız dahi bu roman, yazarın diğer kitaplarını sevip sevemeyeceğiniz hakkında bir fikir oluşturabilir. Ben