Kamburların hiç doğmadığı bir ev. Ne güzel ne çirkin. Ne zeki ne aptal. İçinde kuralların olmadığı bir ev. Tek kuralın ev olduğu bir ev. Doğduğun ev. Doğumevin. Ancak doğmayabilirdin.
Bir de, bizimki gibi topraklarda demokrası denilen şeyin, üçbin yıldır gerçekleşmemiş bir hadisesinin önümüzdeki ilk seçimden sonra yaşanacağına dair bir umuttan ibaret olduğu.
Hayali bir akrabalık bağı üstünden, potansiyel sapığa, “Senin karına, evladına yapsalar hoşuna gider mi?” mesajını vermenin en kestirme yoludur bu, az gelişmiş toplumlarda. Tabii aynı toplumların kan dondurucu ensest sabıkası da kendiyle yüzleşme konusundaki akıl dışı inat ve inkarcılık sayesinde kolayca görmezden gelinebilir.
Neden söz ettiğimi biliyorsunuz. Bütün aşklar küllenir, bütün babalar ölür, büyün hikayeler biter. Birinin, yıkıntıların nöbetini tutması gerekir; işte o yüzden, biri hariç, bütün çocuklar büyür.