Burak

Burak
@frontispiece
Her şeyi düzeltmeye kalkışmanın yok ettiği...
Mühendis
Tekirdağ
Gaziantep, 13 Temmuz
3683 okur puanı
Mart 2019 tarihinde katıldı
Peki sonra?
9/10
·480 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
·
28 günde okudu
·
Okunma: 11 Ocak 2026 20:53
Uzun süredir inceleme yazmıyordum fakat bu satırlar, günlük niteliğindeki bu kitap, içimde birikenleri yazmaya itti, nitekim Cesare Pavese'nin de yapmış olduğu gibi. Okumaya başlarken yazarın hayatında buluyorsunuz kendinizi. Yazdıklarından bahsediyor Cesare, şairliğinden, heyecanından ve daha birçok şey. Fakat günlüklerde bir anda şiirin yerini yaşam, eserlerin yerini anılar ve üslubun yerini de ölüm alıveriyor. Çalışma masasında oturup kelime düşünürken hayatı düşünüyor çünkü bir yandan ve şöyle diyor "Dünyaya karşı yakınmak boş ve zararlı; bu kesin bir şey. Kendi kendimize yakınmanın da aynı derecede boş ve zararlı olup olmadığını ise bilmiyoruz." Cesare yakınmanın faydasızlığını düşünürken zihnindeki soruları kağıda dökmeye başlıyor. Başta onun için her zaman en kötüsünü düşünmek hayatı iyi kılabiliyorken anlamsızlaştırdığını da fark ediyor aynı zamanda. Yaşanan hayatın yerini ölüm merakı alıyor bu boş vermişlik sonucunda. Kimi zaman çocukluğuna dönüyor ama geçmişin de bir faydasını göremiyor. Yeniden diyor, yeniden başlamalı. Ama bu noktada yenidenlerin önünde büyük bir engelle karşılaşıyor hep: yalnızlık. Kadınlardan dem vuruyor çoğu zaman. Bir yarım kalmışlık, bir hüzün ama en çok da aşkından dolayı pişmanlık. Pavese'nin artan yalnızlığı ile yaşama uğraşı her bir sayfayla azalıyor. Cevapsız soruların, anlamsızlığın ve yaklaşan ölümün merakının arttığı satırlarda bir kalıp cümle tekrar ediyor. "Peki sonra?" Hatta bugüne kadarki en güçlü eserim dediği "Ay ve Şenlik Ateşleri"ni bitirmeden evvel şunu yazıyor. "Son günlerde kaç kez "Peki Sonra?" diye yazdın? Kafese girmiş hissediyoruz kendimizi, değil mi?" Bu kafeste yalnız bir şekilde sonunun geleceğini biliyordu ve hatta kendi sonunu getireceğini de. Ölümü merak eder olmuştu, intiharın yürekliliğini de. Hayatı
Yaşama UğraşıCesare Pavese · Can Yayınları · 20212,591 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi·244 syf.··
2021 103. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 16 Temmuz 2021 09:14
Araştırma bakımından yeterli bulduğum, anlatım ile birlikte çizginin dışındakileri anlatan farklı bakış açılarıyla başarı kavramına yaklaşan bir kitap. Gelin biraz inceleyelim çizginin dışındakileri. Kanada'daki hokey oyuncu gruplarının incelendiğinde aynı yılın ilk aylarında doğanların sivrilip başarılı olduğuna değiniyor önce kitap. Yani başarılı olmak için şanslı doğmak gerekiyor. Yapılan araştırmalar sonucu Kanada'da amatör ligden yükselen ve öne çıkan tüm oyuncuların yaşıtlarına kıyasla yılın ilk aylarında doğmuş kişiler olduğu meydana çıkıyor. Ocak, Şubat, Mart doğumluların yaşıtlarına göre fazla büyüklük ve deneyimden gelen fiziksel ve zihinsel adaptasyonun getirilerine yer veriliyor. Daha sonra bilgisayar programcılığında çağımızı etkimemiş insanlarin belirli şanslarının olduğu gibi konulara değiniliyor... Eğer 1950'ler gibi gelişmelerin birbirini izlediği bir dönemde doğmuşsanız değişim yaratma şansınızın çok büyük olduğundan bahsediyor ki bu konuda hiç de haksız sayılmaz yazarımız. Bu konuda tanıdığımız bazı kişiler ve doğum tarihleri: 1. Steve Jobs: 24 Şubat 1955 2. Bill Gates: 28 Ekim 1955 3. Paul Allen: 21 Ocak 1953 4. Steve Palmer: 24 Mart 1956 5. Eric Schmidt: 27 Nisan 1955 6. Bill Joy: 8 Kasım1954 Yazarımız şanslı doğmamız, doğru zamanda dünyaya gelmemizin önemini vurguluyor tabi ama bu insanların ne kadar çalıştığını da eklemeyi unutmuyor. Çünkü pratiğin de ne kadar önemli olduğunu ortaya çıkaran bir araştırmayla geliyor sonrasında 10 bin saat kuralından bahsediyor. Uzmanlar gerçek uzmanlık için sihirli sayının 10 bin saat olduğuna inanıyor. Yani bir konuda uzmanlaşmanın kabaca 10 yıl alması öne sürülüyor araştırmacılar tarafından. Tabi daha başka konulara da değiniyor kitapta. Fakat kitapta az başarı hikayesi yer alması ve bazı konuların biraz
OutliersMalcolm Gladwell · MediaCat Yayınları · 202210bin okunma
"Uçmayı anımsa/ kuş ölümlüdür"
9/10
·120 syf.··
Beğendi
·
2021 85. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2021 18:56
Bize uçmayı anımsatıyor adeta Füruğ Ferruhzad bu kitabıyla birlikte. Ölümü anlatıyor, yalnızlığı, büyümeyi, toplumu ve hatta düşlerini. Kitabın konusu neden bu kadar geniş diye soracak olursanız, başlığa bakmanız yeterli: Yeryüzü Âyetleri. Yeryüzüne dair her şey, bize dair her şey. Şiirin önemini vurgulamak içinse: "Benim için en önemli şey şiirdir. Ve şiir, kendime ve kişiliğime karşı duyduğum en büyük sorumluluktur. Hayatıma vermek zorunlu olduğum yanıtların en önemlisidir aynı zamanda" diyor. Kitap her şeyden önce sizi bazı gerçeklere tanık kılıyor. Biraz ağır diyorsunuz, bu kadarı da. Furuh ölüme giden yolda 7 den 70'e yolculuğa çıkarıyor adeta. "Senden Sonra Ey Yedi Yaş" şiirini daha da anlamlı kılıyor bu tabir. Çalınan çocukluklara dem vuruyor, sık sık penceredeki manzaralarımıza, insanlığımıza. Yeri geliyor yıldızlara anlatıyor derdini, ama daha çok bizlere döküyor içini bu dizelerle birlikte. Anlıyoruz ki yorgun o; yalnızlıktan, insanlardan, bu düzenden, umutsuzluktan... Bunca yorgunluk ancak bu dizelerle dile gelebilir diyorsunuz sonra. Bunun tarifini yapabilmem, etkisini anlatabilmem pek mümkün değil. Sizi bu Yeryüzü Âyetlerini okumaya davet edebilirim ancak. Bu incelemeyi de bunun için yazıyorum zaten. En sevdiğim iki alıntıyı da paylaşmak istiyorum müsaadenizle: "sevgili yıldızlar sevgili karton yıldızlar gökyüzünde yalanlar uçmaya başladığında sığınılabilir mi artık" "gidiyorum; yorgun, solgun, ağlamaklı Viraneme doğru Sizin şehrinizden Tanrı'ya götürüyorum perişan ve divane gönlümü" Bu dünyadan bir Füruğ Ferruhzad  geçti. O öldükten sonra yaşayan, yaşatılanlardan... Neden mi? Ey İnci Dolu Ülke şiirinde bu dizelere yer veriyor çünkü: "Gül, bülbül ve şiir ülkesinde / yaşamak bir nimettir / hele ki / varlığın yıllar yıllar sonra
Yeryüzü AyetleriFuruğ Ferruhzad · Can Yayınları · 20194,230 okunma
9/10
·120 syf.··
Beğendi
·
2021 75. kitabı
·
27 saatte okudu
·
Okunma: 02 Haziran 2021 01:26
Gittikçe geliştiğimizi düşünüyoruz değil mi? Teknolojiler, altyapılar, inovasyonlar gözümüzü kamaştırıyor. Peki insanlık, insanoğlu nereye gidiyor? Bunun farkında mıyız? Kazançlarımızın bize kaybettirdiğinin, zaferin kaybetmeye eşit olduğu bir ilerlemenin. H.G. Wells tam da buna ışık tutuyor aslında. Bilim adına sağlam temellerle zaman makinesini okura izah ediyor yazar. Tabi ne zaman üçüncü boyuttan çıkıp, dördüncü boyutu Uzay-Zaman dahilinde keşfedebiliriz orası ayrı merak konusu ama kitap bu noktadan sonra bize zamanın, zaman yolculuğunun kapısını açıyor. Bu noktada Zaman Gezgini ile birlikte tanıklık ediyoruz bu yolculuğa. H.G. Wells'in heyecanını duyumsayabiliyorum Zaman Gezgini zaman makinesini tanıtırkenki zamana dair heyecanını. Fakat kendini zamanda yolculuk ederken insanı, insanlığı tanıyamıyor. Bu noktadaki yazarın hayal gücüne hayran kalmamak elde değil. İnsanın ulaştığı nirvanayı gözler önüne seriyor: kazandıklarını, kaybettiklerini ve bir daha ulaşamayacaklarını. Öyle ki zaman yolculuğundan dönünce Zaman Gezgini yemek yemeden, biraz pepton(protein) almadan konuşmayacağını söylüyor. Çünkü meyveden başka yiyecekleri olmadığını görüyor gelecekteki insanlığın. İnsanlık ideallerine ulaşırken neleri kaybetmiş gözler önüne seriyor. Daha fazlasını spoiler vermemek için siz okurlara bırakıyorum farkına varacağınız nice şeyler için. Çünkü bu kitap eleştirinin, bilim kurgu ile harmanlanması bakımından okuduğum eşsiz eserlerden birisi. Zaman Gezgini bunları keşfedebildiği için talihli miydi bilinmez. Çünkü insanoğlu bilindik kaderine doğru emin adımlarla gitmekte. Sanırım karakterimizin hayal kırıklığını tarif edebilmek için kitaptan şu alıntı her şeyi özetliyor: "İnsan zekâsı düşünün ne kadar kısa sürmüş olduğunu düşününce kederlendim. İnsanoğlu intihar etmişti.
Zaman MakinesiH. G. Wells · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202437,1bin okunma
9/10
·400 syf.··
Beğendi
·
2021 6. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 20 Ocak 2021 23:20
Ah Hayri Irdal Bey! Keşke yanılsaydınız bu dünya ve insanlar hakkında... Hayri bey için kullanılacak bir çok tabir vardır belki ama en uygunu da gariban olacaktır sanırsam. Talihi gülmeyen, hayatın biraz iyi şeyler verdiğinde fazlasıyla geri aldığı, umut etmekten korkan, yaşamaktan korkan bir adam Hayri Bey. Farklı insanlar sever, farklı ortaklıklar yapar ama yine de değişmez. Karşılaştığı her insandan bir başka etkilense de, farklı yerlere sürüklense de her seferinde ama yine de hiç tatmin olmaz. Aile hayatı olmayan, yakınlarını bir bir kaybeden, hayattan zevk almayan, devamlı kaygıları olan biri Hayri Bey. Bizden biri.. değişemeyenlerden.. Fakat beklenmedik bir karşılaşma olur ki bu farklıdır her birinden. Hayri Bey öyle anlatiyor, hayatının dönüm noktalarından biri olan Halit Ayarcı ile tanışmasını. Pek bir kibar, pek bir dolu dolu geliyor Halit Bey. Hayri Bey'in durumunu farkediyor sonra. Bir hâl çare düşünüp bir enstitü kuruyor. Saatleri Ayarlama Enstitüsü. İş kaygısı, çevre, maddiyat, sevgi.. Hayri Bey'in bu kaygılarını dindirmeye, onu düzeltmeye, değiştirmeye çalışıyor. Böyle ilerliyor romanımız. Okumaktan keyif aldığım, dönemi, insanları, aileyi çevreyi oldukça iyi ele alan ölümsüz bir eser Ahmet Hamdi Tanpınar'dan. Eminim ki bu kitabı okuyacak olan sizler de Hayri Bey ile hüzünlü, bir o kadar da keyifli bir yolculuğa çıkacaksınız. Bununla birlikte artık saatlere daha çok dikkat edeceğinize eminim. Ne de olsa eserde de bahsedildiği gibi: "Saatin kendisi mekân, yürüyüşü zaman, ayarı insandır... Bu da gösterir ki, zaman mekân, insanla mevcuttur."
Edebiyat
Saatleri Ayarlama EnstitüsüAhmet Hamdi Tanpınar · Dergah Yayınları · 201552,9bin okunma