Belki de olgunluğu -o anlaşılması zor hedefi- herkese gereken zamanda hak ettiği gibi davranmak, kendi öfkeni masum insanlardan çıkartmamak ve hangi duygularını kendine saklayacağınla hangi duyguları dışavuracağının ayrımını yapabilmek yeteneği olarak tanımlayabiliriz.
Genelde hareketli varlıklar olmamıza karşın, duyguların hep sabit olması gerektiği gibi yanlış bir düşüneeye kapılır insanlar, aşk ya vardır ya yoktur sanırlar, bu ayrımları da kalkıp ilişkinin başında ve sonunda yaparlar - oysa her gün, hatta saat başı değişebilir insanın duyguları. Sevgi ve nefreti bir kişinin birçok yönünün meşru karşılıkları olarak görmek yerine bunları birbirinden ayırmaya çalışırız. Bütünüyle iyi olanı sevmek, bütünüyle kötü olandan nef ret etmek gibi, insanın sevgi dolu ya da saldırgan içgüdülerine yanıt getirmek gibi çocuksu bir gereksinim duyarız.
Başka bir deyişle, özetler çıkararak yaşıyoruz bizler, (bir ağacın ya da duygusal bir durumun) baskın özelliğini alıp, bütünü o özellikle etiketliyoruz. Yaşanmış bir olayı anlatmaya kalktığımızda, o olayın, anlamı soyutlanmış, amaçlarımız doğrultusunda çok yönlülüğünü, belirsizliğini yitirmiş tortusunu anlatıyoruz aslında. Bir öykü, amınsanan bir anın yoksul karşılığı olabilir ancak.