Narkissos gibi,. bir başkasının sulu gözlerinde kendimizi aradığımızda ister istemez belli bir hayal kırıklığına uğrarız. Hiçbir göz, bizim kendi benimizi bütünüyle içeremez. Şu ya da bu özelliğimiz kesilip atılacaktır kuşkusuz, önemli olsun olmasın.
Başkalarını tanıdığımızı sanırız ama genelde birkaç yönüyle bütünü yorumluyoruzdur. Birisini tümüyle tanımak için, insanın yaşamının her dakikasını o insanla, onun yanında geçirmesi gerekir. Bunu başaramayınca, birer detektif ve psikolog olarak (psiko-dedektif) ipuçlarını bir araya getirerek bir bütün oluşturmaya çalışırız. Oysa her zaman biraz geç varırız suç mahaline; suç işlenmiş, ilk sahne oynanmış olur ve uyandıktan sonra çözümlemeye çalıştığımız rüyalar gibi bir kurgu oluşturmaya çalışırız kalan tortulardan.
Şüphe duymak, ölüm kalım meselesi olmadığı sürece kolaydır: Göze alabildiğimiz ölçüde şüpheciyizdir, bizi ayakta tutmayan şeyler konusunda şüpheci davranmak en kolayıdır. Yani bir masanın varoluşundan şüphe etmek kolaydır da insanın aşkının gerçekliği konusunda şüphe duyması cehennem azabı haline gelebilir.
Doyurulmayı bekleyen gereksinimler kimi zaman halüsinasyonlar doğurur: Susuzluk suyu hayal eder, aşka duyulan gereksinim de ideal bir erkek ya da kadını...