Ama insanın kendine söylediği yalanların da bir miadı var. Katı olan her şey buharlaşıyor, hayata tutunmak için inanmaya mecbur kaldığımız bütün yalanlar günü gelince açığa çıkıyor. Ve sonra biz ölmüyoruz. Daha kötü bir şey oluyor. Öğrendiklerimizle yaşamaya devam ediyoruz.
Çoğu insan geçen zamanının kıymetinin bilinmesi gerektiğini, şuanki durumunun diğer durumlardan daha iyi olduğunu söylüyor. Mesela sağlık sorunu yaşamıyor olmak, maddi-manevi sıkıntı içinde olmamak, özgür olmak gibi şeylerle kıyaslayarak mutlu olmamız ve zamanın kıymetini bilmemiz gerektiğinden bahsediyorlar. Tamam, bilelim kıymetini bu kesinlikle doğru. Ama buradan çıkarmamız gereken ders sadece bu değil, bu kaçındığımız durumları yaşayan insanlara empati yapmamız da gerekiyor. Özellikle sosyal medya demek isterdim ama bu durum sosyal medya dışında da böyle, insanlar annesini kaybeden birinin yanında rahatça annesinden yakınıyor, çocuğunu kaybeden ya da çocuğu olmayan birinin yanında normal bir şekilde çocuğunun güzel anılarından bahsedebiliyor ya da acı çekmiş birinin yanında ya seninkide dert mi diyebiliyor. Demem o ki, mesele sadece zamanının kıymetini bilmek değil. Empati yapın çünkü bugün umursamadığınız hayatlar, yarın sizin gerçeğiniz olabilir.
Zehri şurupla, daha bilmem ne haltla karıştırıp yudum yudum içmek pis şey, iğrenç şey. Felaketi ağır ağır haber vermek testere ile adam kesmeye benzer.