• İslam'ın hakim olduğu bir toplumda başta en büyük zulüm olan şirk olmak üzere diğer zulüm çeşitlerinin hepsi ortadan kaldırılır.

    İslam, zulmün her türlüsüyle amansız bir şekilde mücadele eder.
  • Zulüm arttıkça arttı. Başörtülü kızların bir kısmı, yani imkanı olanlar okumak için yurt dışına gitti. Bir kısmı gözyaşlarını içine akıtarak başını açıp derse girdi, bazıları peruk taktı, gencecik yaşta zulme dayanamayanlardan okulu terkedip hasta olanlar oldu. O yıllar Türk maarif tarihine bir kara leke olarak kaydedildi.
  • Hicret farazî değil, fiilî bir olaydır. Kendimizi hicrette farz etmekle hicret etmiş olmayız. Hicret, zulümle, küfürle mücadele etmek için zulüm ve küfür ülkesini terk etmektir.
  • Zulüm ve haksızlıktan bu kadar zevk duyan insanları ıslaha uğraşmak çocukça bir hayal değil miydi?
    Reşat Nuri Güntekin
    Sayfa 173 - İnkılâp Kitabevi
  • Zafer elbette hasar ister. Şurası kesin: Zulüm sürgit devam edemez.
  • #Azerbaycan’ın bağımsızlığının 27. yılı kutlu olsun.

    #Azərbaycan'ın müstəqilliyinin 27. ildönümü mübarek olsun.

    Darısı tüm zulüm gören kandaşlarımıza // 🇹🇷🇦🇿
  • İlgili makama ithafen; #35161075

    Biraz klişe bir giriş ile başlayayım; 21. yüzyılda dahi olsak, -ez azından bu coğrafyada-
    'sorunlar konuşulmaz çünkü sonuçlar belli'.


    İnsana doğuştan verilmiş hakların kullanılması açısından bir açıklama yapmak benim için her ne kadar saçma olsada, madem bizler buna maruz bırakıldık, o halde ben bu açıklamayı kendi idrak edememişlere ancak şu düzeyde yapabilirim; Ben doğduğumda sıfır yaşındaydım, sıfır yaşında bir bebek, sıfır yaşında bir Kürt bebek, sıfır yaşında bir birey-insan, diğer bir çok şey gibi, annemi, babamı, dinimi, etnik kökenimi, filan fiş mekan benden önce var olan hiçbir olgu benim irademle gerçekleşmedi. Geceler bana da karanlıktı, gündüz güneş benim de üzerime doğuyordu. Ben doğarken Kürtçe konuşulan bir yörede doğmuşum, dolayısıyla anadilim, konuşma dilim Kürtçe. Sen küçük yaştayken, ben de küçük yaştayken, bebeklerin tümü küçük yaşlardayken, tek derdi acıkan karnı olan canlılarken biz, ontolojik olarak hepimiz eşittik. Meskeni evren olan canlılar, doğacak ve ölecek olan canlılar, takım taklavat duygular ile yaşayacak olan canlılar; eğitim yaşına varana kadardı tüm bunlar tabi. Eşitliğin sağlanması için; yani anadili kişinin eğitim dili olursa ve Kürtlere karşı bir kaç algının değişmesi ile eşitliğin sağlanacağı taraftarıyım. Bu o kadar güç bir şey mi sahiden? Hindistan'ın 122 dilin konuşulduğu, 26 resmi ve eğitim dilinin olduğu bir ülke olduğunu bilenlerimiz vardır. Elbette yer yer sorunlar yaşanabilir, tıpkı şu an yaşandıği gibi. Bir kaç hezimeti, eşitliğe yeğ tutacaksak hoo hoo hiç yaşamayalım biz...Şimdi Kürtler de dahil -çünkü Kürt toplulukları arasında yaşamamış Kürt vatandaşlarımız da var- Kürt olmayan arkadaşlar bir sorsun kendisine; eğitim yaşına eriştiğinizde, ortalama 6-7 yaşlarındayken, ilkokul öğretmeniniz sizden farklı bir dil konuşuyor.
    Neler hissedersiniz, ve neler yaşarsınız?
    Bir şeyler eksik ve de yanlış mıdır?


    Bir ideoloji uğruna gerekirse canlar verip, canlar mı almalıyız? Üstelik tüm bunları yaparken vahşileşmeli ve bundan sonrakilere ibret olur diye korkunç bir şekilde mi yapmalıyız? Bir kaç politikacının ekmeğine yağ sürmek için kanlar akıtmalı, kalpler mi kırmalıyız? Bir kaç hastalıklı zihnin komplo teorilerine mi kanmalıyız? Kim bilir belki çoğu kez sofrasını seninle paylaşan, ya da senin paylaştığın insanlarken, farklı düşündüğünüz için düşman mı kesilmeli birbirine? Zulüm bizden bile olsa taraf mı olmalıyız? Hayatın tüm meşakkatliliğine karşın, ille de kendimizi ve beraberimizde başkalarını da mutsuz mu etmeliyiz? Zengine kucak ve sofrada yer açarken, yoksula ne hali varsa görsün mü demeliyiz?
    Yüzü, kaşı senin estetik anlayışına göre güzel değilken, aşağılamalı, hor mu görmeliyiz? Irkçılığın ve bağnazlığın; hakların kendi kültürleriyle bağlarının koparılması bir diğer halka ne katıyor merak etmiyor değilim... Bu hususta, Dom Freman'ın şu dizeleri tekrardan hafızamızda yer edinsin isterim;
    "Daha iyi bir dünya için politikacılardan medet ummayı bırakmalıyız. Politika dünyayı daha iyi bir yer yapmıyor. Bu dünyayı daha iyi bir yere dönüştüren her şey mucit, mühendisler, bilim adamları, öğretmenler, sanatçılar, üretenler, filozoflar, hekimler ve nefret yerine sevgiyi tercih eden insanlar tarafından gerçekleştirildi."


    Varlığımızın, şayet varlığımızdan söz açılabilirse böylesi bir durumda; yegane yolu insan olabilmekten geçer. Beşeri sınırları aşabilmekten geçer. Sitenin benim için taşıdığı anlam ise; kültür ve sanat açısından 'kendime bir şeyler katabilirim' niteliğinde olması ve bunun ötesine geçirmemem gerektiği kanaatindeyim, malum sanal ortam. Sevgi olmasa da muhatabımın bana ve değerlerime karşı saygıyı yitirmemesini istememin hakkını; ona ve değerlerine karşı saygımı bozmayaraktan ben almış olmalıyım diye düşünüyorum. Çözüm bekleyen bir hayatın sırrı ve kesin yargılara varamayacağımız bir bilinç girdabındayken, bu tür kıytırık nedenler olmamalıydı zihnimizi meşgul eden ve bize sorunlar yaratıp eksik yaşatan... Yeri geldiğinde göğüsler kabartılıp Voltaire'den 'Düşüncene katılmıyorum, ama senin düşüncelerini savunma hakkını sonuna kadar destekliyorum'ları içselleştirmeden bir yere varılamaz. Kim güden insanlar var ki zaten onlar Sarte'ın deyimiyle, öyle bir dünya ister ki orada ötekinin yeri olmasın. Yeryüzü üzerindeki tek fert bile düşüncelerini belirtmekten korktuğu müddetçe bence buradaki hiç kimse tam anlamıyla özgür değildir. Üstelik gelişimini tamamlamış insanlarken; bazı kimselerle konuşurken, ne kadar eksik ve cahil olduğunu hisseden bir ben değilimdir herhalde?


    Okumuşluğun bizlere vermiş olduğu bir olgunluk olmalı. Onca filozof beyni bile karışıklıklar içerisindeyken farklılıklarla yaşabilmeyi öğrenmeliyiz. Zaten Faocault çok güzel demiş: Bir yerde herkes birbirine benziyorsa orada kimse yok demektir. Tabi Kürtçe konuşmanın yasak olduğu dönemler geride kaldı, Kürtçe müzik dinlemenin, ıslık çalmanın yasaklılığı da buna dahil-. Ha bunu bizlere bir lütuf olarak sunan bir kaç kişi çıkacaktır muhakkak, bence asıl onlar bize bir lütuf, sınanıyoruz resmen onlarla, nasıl olmamamız gerektiği doğrultusunda çok iyi örneklik teşkil ediyorlar. Hakkım-ız olan bir şeyi bize lütuf olarak sunan ve üstüne hiç ar bile etmeden, 'bak biz senin bir takım haklarını yemiştik, ama bundan sonra bir kaçını yemeyeceğiz, sende yetinmeyi bil' dercesine, sözgelimi bunun karşılığında susmak, diz kırıp halimize şükretmek, sizin bize borcunuz demelere geliyor... Bu ülkede hala bir Kürt alerjisi var, realetisini kabullenemeyenler bu sefer bir takım farklı yollara başvuruyor; nefret ediyor, küfür ediyor, yan bakıyor vs...
    Hani şimdi ben bunları yazarken bile, öyle bir tablo oluşuyor ki insanların zihinlerinde, sanırsın ben mutfakta çay içerken değil de, dağ başında yanı başımda silahımla yazıyorum...


    Bizlere gerekli olan, sloganlar ve yaftalamalar değil, sorgulama ve düşünceler olmalıdır. Düşünmenin yolu da soru sormaktan geçer.