Doğal afetler, toprağın verimsizliği bir ülkeyi zayıflatır ve fakirleştirir ama insanlığı kaybetmek, insanların neden olduğu bir şeydir. O yüzden insanlığını kaybettiği için güçsüz düşen başkalarının sempatisini kazanamaz.
Ölmek üzere olan bir insan son anlarında eski günlerine dönmeye çabalar. Tıpkı sonu gelen bir uygarlığın da sessiz sedasız sonunu beklemesi gibi. Bir uygarlığın yok olması bir insanın ölmesi gibi değildir. Uygarlık yok olduğunun farkına varamaz. Adeta var oluş sürecinin devasa parmağı bu uygarlığın tepesine bastırır, iyiler- yok olmak üzere olan bir uygarlıkta mutlaka birkaç iyi kişi olacaktır- ve kötüler hepsi birden yok olup gideceklerdir. O birkaç kişi iyi insan belki de nefes alış verişlerin hızlandığını hissetmiş olabilirler. Belki veda mektuplarını bile yazmış olabilirler ama onların acı çığlıkları ölümle gelen cenaze müziğiyle karşılaştırılınca güçlü sonbahar rüzgarlarına karşı durmaya çalışan birkaç ağustosböceğinden başka bir şey değildir.