Kitabın can alıcı son sahnesinde, diğer hayvanlar dışarıdan domuzlara ve insanlara bakar ama hangisinin insan, hangisinin domuz olduğunu ayırt edemezler. Orwell burada karamsar ama sarsıcı bir döngüsel tarih felsefesi sunar: Sistemlerin adı değişse de, gücün doğası değişmez.
Ezilenler, ezenlerin yöntemlerini kullanarak güç devşirdiklerinde, kaçınılmaz olarak eski zalimlerine dönüşürler. Bu durum, sadece makro siyasette değil, mikro düzeyde (iş yerlerinde, ailelerde, küçük topluluklarda) güç elde eden bireyin hızla tiranlaşmasında da gözlemlenebilir. Devrim, ahlaki bir otokontrol mekanizması ve şeffaflık barındırmıyorsa, sadece tiranın maskesini değiştirir.
Sonuç olarak Hayvan Çiftliği, sadece Sovyet tarihinin bir parçası değil; insan psikolojisinin, güce olan zaafının ve kitlelerin manipülasyona açıklığının evrensel bir el kitabıdır. Kitap bize şu soruyu miras bırakır: Bir sistemin domuzlaşmasını engellemek için Benjamin (Eşek) gibi sessiz birer gözlemci mi olacağız, yoksa hakikatin kelimelerine ve hafızamıza ne pahasına olursa olsun sahip mi çıkacağız?