Furkan Kemer

Furkan Kemer
@furkanimoog
İngiliz Edebiyatı / Felsefe
Editör
İstanbul
Selim, 8 Ağustos 1998
11 okur puanı
Mart 2023 tarihinde katıldı
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Bir Nesne Ayıklama Biçimi Olarak Okumak
Akşit Göktürk, Okuma Uğraşı adlı kitabına, Juan Gris'in gündelik nesnelerin arasına sıkışmış kitapların ön planda olduğu resmini anarak başlar. Peki neden? Şöyle açıklayacağım: Juan Gris, gerçekliği eğip bükerek değil, gerçekliğin belirlenmiş formlarını dışarıda bırakmaya meyilli yeni bir gerçeklik yaratarak sanat yapıtları ortaya koymuştur. Edebiyat, burada görsel sanatlarla iş birliği içindedir. Çünkü edebiyat içindeki kurmaca, gerçekliğin imgelemle eğilip bükülmesi değil, bizatihi başka bir gerçekliğin belirli formlarla aktarılmasından oluşur. Dolayısıyla Juan Gris, halihazırda farklı bir yapıdaki ve boyuttaki kitapları, yine farklı bir yapı ve boyutta sunar. Pek tabii, Juan Gris'in bu resimlerinin birçok başka anlamı daha vardır. Tablolarda, kitapların ne olduğu belli değildir, kitap olduğu sadece belli belirsiz lekelerle ortaya çıkan satırlarla anlaşılır. Dolayısıyla resimdekiler hem kitaptır, hem de yanındaki diğer nesneler gibi sıradan, alelade bir nesnedir. Bu iki anlamlılık, Gris'in kitapları netleştirmemiş olmasıyla ortaya çıkar. Kitabı, günlük, alelade bir nesne olarak anlamak zorundayızdır, çünkü öyledir. Üç boyutlu, duyumsal, kütlesi ve hacmi olan bir nesne. Ancak bir diğer taraftan, içerdiği yazınsallık dolayısıyla, sunma potansiyeline sahip olduğu anlamlar vardır. Bu anlamda, bir kitap, ancak anlamlandırma sürecine başlayan bir okur sayesinde sıradan bir nesne olmaktan çıkar. Gris'in tablolarına dikkatlice baktığımızda, bir şekilde nesnelerin baskın olduğu, kitabın neredeyse kaçıp kurtulmak isteyeceği bir pozisyonda olduğunu görürüz. Kitaplar, okuyucularını bulma; kendilerinden anlam yaratacak birilerini bulmak için çırpınıyor gibidirler. Gris'in çizdiği kitaplar, sıradan, okunaksız, anlamsız satırları; anlamlı, önemli ve kayda değer hâle
Felsefe-Düşünce
G. Marcel, Umudun Metafiziği
G. Marcel, pek okunmayan biri. Ancak gerçekten muazzam bir düşün dünyasına sahip.
Felsefe-Düşünce
"Mutlu Aşk Yoktur" ne anlama gelir?
Aragon, “Mutlu aşk yoktur” ifadesiyle aşkın mutluluk barındırmadığını mı söylemeye çalışmıştır? Aşk, mutsuz mu eder? Şüphesiz Aragon, şairlerin o ünlü geleneğini sürdürür ve hiçbir ek açıklama yapmaz. Enis Batur’un deyişiyle “ayrıca bir şeyler söylemezler: Bu’durlar, bu kadar’dırlar” (Cogito, Aşk. 1995). Ancak Rougemont, Aşk ve Batı isimli kitabında, Aragon’a cevap verecek bir cümle yazar: “Mutlu Aşk’ın yazılı tarihi yoktur.” Heloise ve Abelardus, Tristan ve Isolde, Romeo ve Juliet, Leyla ve Mecnun, Kerem ve Aslı… Görüldüğü gibi anlatılan, yüzyıllardır yaşayan, sözlü geleneği aşıp yazılı geleneğe de konu olan tüm bu aşklar, ziyadesiyle trajiktir. Öyle ki, bir aşkı asırlar ve kültürel boyunca yaşayan bir hikâye haline getirmek için kavuşamamak, acı çekmek, mutsuzluktan ve hastalıktan ölmek gerekir sanki. Mutsuz aşkların hikâyeleri çağlar boyunca anlatılmış da, mutlu aşkın anlatılmaya değer bir yanı bulunamamış. Bu ikilikte, aşkın bir tanımı yatar gibidir: Nitekim anlatılmaya değer olan aşklar; bir araya gelemeyişin, kavuşamayışın, kaybın, acının, mesafelere kurban olmanın temsili olan aşklardır. Aragon’a dönecek olursak, şöyle söylemek gerekecektir: Mutlu aşk yoktur çünkü mutlu aşkın şahitleri, yalnızca o mutlu aşkı yaşayan insanlardır. Ancak mutsuz aşklar, tüm bir dünyaya yayılır. Tarih, mutsuz aşkların şahididir. Toplumsal ve kültürel hafızanın, mutsuz aşkları şefkatle kucaklarken mutlu aşkları bir kenara bırakması ilgi çekicidir. Yine de unutulmak, anlatılmamak, şahitsiz olmak, mutlu bir aşık için eseflenecek bir durum değildir. Mutlu bir aşkı vardır onun; unutulmak, anlatılmamak ihtimallerini umursamaz. Peki mutsuz aşk? Çağlar boyu anlatılsa da, hiçbir zaman unutulmasa da, neticede mutsuzluktur. Şu halde, şöyle bitirmek gerekir: Mutlu aşk, sadece