Aragon, “Mutlu aşk yoktur” ifadesiyle aşkın mutluluk barındırmadığını mı söylemeye çalışmıştır? Aşk, mutsuz mu eder?
Şüphesiz Aragon, şairlerin o ünlü geleneğini sürdürür ve hiçbir ek açıklama yapmaz. Enis Batur’un deyişiyle “ayrıca bir şeyler söylemezler: Bu’durlar, bu kadar’dırlar” (Cogito, Aşk. 1995).
Ancak Rougemont, Aşk ve Batı isimli kitabında, Aragon’a cevap verecek bir cümle yazar:
“Mutlu Aşk’ın yazılı tarihi yoktur.”
Heloise ve Abelardus, Tristan ve Isolde, Romeo ve Juliet, Leyla ve Mecnun, Kerem ve Aslı… Görüldüğü gibi anlatılan, yüzyıllardır yaşayan, sözlü geleneği aşıp yazılı geleneğe de konu olan tüm bu aşklar, ziyadesiyle trajiktir.
Öyle ki, bir aşkı asırlar ve kültürel boyunca yaşayan bir hikâye haline getirmek için kavuşamamak, acı çekmek, mutsuzluktan ve hastalıktan ölmek gerekir sanki.
Mutsuz aşkların hikâyeleri çağlar boyunca anlatılmış da, mutlu aşkın anlatılmaya değer bir yanı bulunamamış.
Bu ikilikte, aşkın bir tanımı yatar gibidir: Nitekim anlatılmaya değer olan aşklar; bir araya gelemeyişin, kavuşamayışın, kaybın, acının, mesafelere kurban olmanın temsili olan aşklardır.
Aragon’a dönecek olursak, şöyle söylemek gerekecektir:
Mutlu aşk yoktur çünkü mutlu aşkın şahitleri, yalnızca o mutlu aşkı yaşayan insanlardır.
Ancak mutsuz aşklar, tüm bir dünyaya yayılır. Tarih, mutsuz aşkların şahididir.
Toplumsal ve kültürel hafızanın, mutsuz aşkları şefkatle kucaklarken mutlu aşkları bir kenara bırakması ilgi çekicidir.
Yine de unutulmak, anlatılmamak, şahitsiz olmak, mutlu bir aşık için eseflenecek bir durum değildir.
Mutlu bir aşkı vardır onun; unutulmak, anlatılmamak ihtimallerini umursamaz.
Peki mutsuz aşk? Çağlar boyu anlatılsa da, hiçbir zaman unutulmasa da, neticede mutsuzluktur.
Şu halde, şöyle bitirmek gerekir: Mutlu aşk, sadece