Böylesine kısa bir kitabın beni bu kadar sersemletebileceğini düşünmezdim, okurken resmen koca bir tokat yemişe döndüm. Kitabın büyük kısmının altını çizmek için elim kaleme gitti fakat başa çıkamadım ve çizmeyi bıraktım, ileride bu kitabı tekrar tekrar okumaya karar verdim bunun yerine.
Kitabın ana konusu nedir diye sorsanız, Jean-Baptiste Clamence’in acımasız olduğu kadar gerçek, belki de hepimizin içinde mevcut olabilecek itirafları derdim. Kitabın ortasındaki kırılma noktasından itibaren bana göre yazarın kendi tabiriyle düşüşü başlıyor, bu olaya her ne kadar kayıtsız dursa da onu derinden etkilediği kitabın sonuna kadar ayan beyan ortadadır.
“Ey genç kız, kendini yine suya at da her ikimizi kurtarma şansına bir kez daha ereyim!” Bir kez daha, ha, amma ihtiyatsızlık! Ya söylediklerimizi hemen kabul ediverirlerse, üstat? O zaman dediğimizi yerine getirmek gerekir. Brr!.. Su ne kadar da soğuk! Ama yüreğimizi ferah tutalım! Artık çok geç, her zaman hep geç olacak. Çok şükür ki öyle!