Sevdiğini, aşkını ve en çok da verdiğin değeri göstermeliymişsin meğer sevdiğine; çünkü hayat beklemekle, her duyguyu kendi içinde yaşamakla geçirebileceğinden çok daha kısa.
Belki de iletişimsizliğin getirebileceği sorunları en güzel anlatabilmiş kitaplardan biridir benim gözümde. Sevdiğine onu sevdiğini hissettiremedikten sonra, duygularını; düşüncelerini onunla paylaşmadıkça ondan nasıl beklersin seni anlamasını? Herkesin kafasının içinde neler dönüyor, ne gizler var kim bilir? İşte bu yüzden bir ilişkideki en önemli şeydir iletişim zira onun olmadığı yerde sevgiden de saygıdan da eser aranmaz.
Genel olarak kitabın konusundan bahsedecek olursak, 16 yaşında gencecik bir kızın üzücü hikayesi; bir yandan da 41 yaşındaki bir rehincinin yalnızlığı ele alınıyor. Sevgisizliğin bir insanın psikolojisini bozabilecek hatta ve hatta onu ölüme götürebilecek bir şey olabileceği gözler önüne serilmiş. Dostoyevski’nin kalemi her zamanki gibi muazzam. Farklı hayatlardan, farklı düşüncelerden karakterleri çok güzel bir şekilde anlatmış. Ben özellikle de kitabın son sahnelerinden oldukça etkilemdim zira öyle güzel betimlenmiş ki o çaresizlik, sanki sokağın köşesinden olan biteni bizzat görüyor, hissediyor gibiyiz. Zaten oldukça kısa, okunması kolay bi eser. Tek oturmada keyifle bitirebileceğine inanıyorum.
Dipnot: Kitabı okurken bir kadın olarak çok kez rahatsız olduğum cümleler okudum özellikle de ana karakterin bu denli bir kadını küçük ve kendi denginde olmayan biri olarak görmesi gibi. Ama kitabın sonu beni gerçekten etkilediği için bu rahatsızlığımı kitabın genel mesajının dışında tutmak istedim.
Uysal KızFyodor Dostoyevski
Gece Yarısı Kütüphanesi Bu kitapla ilgili çok farklı yorumlar gördüm. Bir kısım gerçekten çok beğenmiş, diğer kısım ise tamamen sosyal medya abartması olduğunu ve hiç beğenmediklerini ifade ediyorlardı. Ben de kendimden bir yorum bırakmak istedim. Biraz önyargıyla başladığımı ama ilk sayfayı okumamla bu önyargımın tamamının uçup gittiğini itiraf etmeliyim. Son dönemlerdeki farklı meslekler, farklı yaşamlar vs. hakkında çok fazla düşünüyordum ve bu kitabı okumam tamamen tesadüftü, gerçekten güzel olan bir tesadüf. Okuduktan sonra tek bir hayata odaklanmam ve benim için en "ben" gibi olan hayatın bu olacağına karar verdim. Aklımdaki soru işaretlerinin bir çoğu silinmiş oldu. Belki de kitabı sevmemin nedeni tamamen son zamanlardaki düşüncelerimin cevaplar bulmasıdır ama açıkçası ben okumanızın size gerçek anlamda bir şeyler katabileceğini düşünüyorum. Kısacası ben beğendim ama bir yılın en iyi kitabı olabilecek kadar iyi bir kitap mı bilmiyorum. Kitapların bende hissettirdiği duygulara göre yorumluyorum çünkü. Ve bu kitap bende gerçekten güzel duygular hissettirdi ve kendinden bir şeyler buldum.
Genelde devam kitaplarında gördüğümüz sönüklüğün asla olmadığını söyleyebilirim. Bu konuda da Spider Robinson'un "ilk kitapla aynı ihtişamda." sözüne kesinlikle katılıyorum. Bu kitapta ilk kitaptakine nazaran daha az olay ve daha az karakter var bu da olaylara daha iyi odaklanabilmemizi ve karakterlerin düşüncelerini daha iyi anlamamızı sağlıyor.
Konu bakımından din, siyaset ve Paul en iyi şekilde ele alınmış ve düşünceler çok iyi yansıtılmış. Zira politika ve din ağırlıklı bir kitap olmasına rağmen asla sıkılmadan çok akıcı bir şekilde ilerleyebiliyoruz. Paul'un iç dünyasını ve düşüncelerini daha açık görmek onu tanımamız ve yaptığı bazı şeyleri neden bu yollardan yaptığını anlamamızı sağlıyor.
Asla sıkılmadan okudum ve ilk kitaptaki kadar da akıcı olduğunu düşünüyorum. Aynı zamanda da çok iyi bir devam kitabı olduğunu kesinlikle söyleyebilirim. Dune mükemmel bir evren ve bu kitapta da bu evrenle ilgili birçok şey öğreniyoruz diğer kitapları okumak için de sabırsızlanıyorum! Dune MesihiFrank Herbert
Aşk ve Gurur ya da orijinal ismiyle Gurur ve Önyargı...
Öncelikle söylemeliyim ki isminin gerçekten hakkını veren bir içeriğe sahip, eğer uzun yıllar önce okumuş olsaydım oldukça etkilenirdim diye düşünüyorum lakin okuduğumda olabilecek olayları tahmin etmem gayet kolaydı ve beni şaşırtan şeyler olmadı bunu da günümüzde okumama veriyorum. İçerisinde çok fazla isim olması birçok kişiyi rahatsız etse de benim hoşuma gitti ve bunun eksi bir yön olduğunu düşünmüyorum. Biraz da karakterlere bakacak olursam eğer; Elizabeth gerçekten çok önyargılı bir karakterdi her olayı yanlış anladı bu nedenle de karşısındakilerle bir türlü düzgün bir iletişim kuramadı, Mr. Darcy ise ilk başlarda ne kadar gururlu da olsa aşkı için bunlardan vazgeçti -ki ben Darcy'i haklı buluyorum- ayrıca kitapta birçok farklı kişilik örneği vardı ki bu benim için artı bir yön. Kitabın akıcılığına diyebilecek bir sözüm yok çünkü çok akıcıydı. Olaylar bir film gibi ilerliyordu bu da okuyucunun sıkılmadan ve keyifle kitabı okumasını sağlayacaktır. Genel olarak kitabı beğendiğimi ve tavsiye ettiğimi söyleyebilirim.
"Öyle ya hangi ressam o anlamlı gözlerin hakkını verebilir ki?" (s.72)
"Sen bana, gerçekten sevilmeye değer bir kadının sevgisini kazanabilmek için daha başka erdemlere sahip olmam gerektiğini öğrettin." (s.429) Aşk ve GururJane Austen