Bazen hayat Ahmet Kaya klibine dönüşür. Boynu bükük adamlar dalgın dururlar. Sakallar uzamış, moraller bozuk. Siste bir kadın yürür. Işıklar içinde bir küçük çocuk. Hava hep yağmurludur, ortalık çamur. Etrafta ateş yanar. Birkaç araba vınlar. Gölgeler tehlike sinyali yayar. Klibin merkezinde hep yorgun demokratlar...
Zaman geçince bazı yaşanmışlıkların unutulduğunu sanıyoruz, öyle olmuyor; vücudumuzda saklanan belalı, sinsi bir virüs gibi zayıf anlarımızı kolluyorlar, fırsatını bulunca her şeyin acısını çıkarmak istercesine merhametsizce saldırıyorlar. Hiçbir şeyin geçtiği yok; geçen sadece son ödeme günleri, banka sıraları, ilaçların son kullanım tarihleri, yiyecek içeceklerin marketlerdeki raf ömürleri ve öyle şeyler. Aslında sadece ömrümüz.
Kendi içinde kaybolmuşsan, hayatının eskisi gibi olma ihtimali giderek azalıyor ve o saatten sonra nereye gideceğinin, ne yapacağının, nasıl yapacağının pek bir önemi kalmıyor.
"Hani," dedi. "Denizde, suyun üstünde bırakırsın ya kendini. Düz yatmak için değil ama, yüzüstü, kollar bacaklar serbest. Denizanası gibi. Uzaydaymışsın gibi sanki. O hissi çok özlüyorum ben. Kendi ağırlığımdan kurtulma hissini.