AŞK BÖYLE BİRŞEY Merhaba dünya, merhaba sana. Yeniden güne başlamalı Leylam ile. Leylam derken bile ne mutlu bana. Evin dört yanı nasıl da güzel kokar oldu. Ahh, tabii beyaz; Şu beyaz güllerin kokusu bitiriyor beni. Hah, işte masamda duruyor; O resim, o cazibeli resim. Bu kız nasıl bir varlıktır yahu ? Neşe mi desem, huzur mu ? Bu ne güzel duygudur, Allah’ım. Hava da Leylam kokuyor. Evet, güneş tepemde; yine seni soruyor, Tebessüm edip duruyor. Selam olsun size, karşı kahvenin dayıları. Selam olsun sana, Kemal abim. Selam olsun sana, kedicik. Selam olsun size de çocuklar. Unutmayın, Leylama da verin selamımı. Ağaçlar, kaldırımlar, uçan balonlar… Unutmayın. Şimdi sana sesleniyorum, iffetli kadın; Çatık kaşlı, gamzeli kadın.
En çok avuçlarını sevdim Kıskandı belki gözlerin Güzel burnun Lokma ağzın Gamzeli yüzün Hepsi şikayetçi olsunlar benden Fakat en çok avuçlarını sevdim Yüzümde hüküm sürdüğünde daha ziyade Bencillik sayma sevgilim Avuçların sıcak iklim Avuçların, cennetim benim. -C
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Geceler bitti. Yolculuklar bitti. Yeni yerler, yeni sabahlar bitti. Her yerde bin yıllık bir aşınma, solgun zaman kokusu. Senden önceki haline döndü kalabalık. Gamzeli sular yürürdü dünyaya, kirpiğin kaşına her değdiğinde. ben deniz derdim hazla, gökyüzü niyetine bakardı başkaları. Kimsenin sesinde bulut yok, kanat yok, rüzgâr yok; bir hızar sesiyle konuşuyor artık herkes. Kalbinle donattın önce gövdemi, sonra aşkın nasıl bir yoksulluğa dönüştüğünü gösterdin. Sevinçler bitti, kapı zilleri bitti. Ne bir yere giden var, ne gelenlerin yüzünde bir iyilik. Senden başka anısı yok döndüğün yerlerin. Tükeniş kendini yokluğunla tanımlıyor. Açık yarada bir ayaz şimdi anılar. İncelikler bitti; o güzel telaşlar. Ne bir yağmur sesi çatılarda, ne camlarda yüzünden bir balkıma; ki düş kurabilsin odalar. Sen oyunlardan çekildin, birbirine küstü çocuklar. Yaşlılar aynaya bakmayı unuttu. Ben durdum tüm bunların ortasında, boynumda ağır dilsiz bir çan, ölüme dek seni susmaya yargılı. Özgürlük bitti. Övünme bitti.Herşey sürekli olsun, dediğin yerdesin şimdi. Yürek çarpıntısını gövdesine yük sayan, yüz yıl sonrası bugünden bilinenlerin paydasını seçtin. Vakti belirsiz sevinçler taşıdım eşiklerine, alışkanlıklardan kurtarmak için seni. Ayrılığı bile bir ayrıcalık diye sundum da, sen kapıların hep aynı saatlerde açılıp kapanmasını bekledin. Bir lambadan alıyor ışığını artık gövden. Gökyüzü bir odada kanat vurur mu? Nerden alır rüzgarını bulutlar? Bir akarsudan doğurmak istemiştim seni. Az az yaşayarak uzatmak ömrünü. Sen evcilliği kalıcı sandın. Bir adres istedin aşka. Komşular, bildik sokaklar, aynı saatlerde aynı konuşmalar, hiçbir şeyi gizlemeyen perdeler, başkalarıyla yağmalanmış düşler. Güvenlik duygusunu dünyaya yeğleyen… Senin yalnızlık dediğin yerde atıyor ayrıcalığın ve güzelliğin
Küçük gamzeli
İyi ki doğdun, yıldızlar yolunun ışığı.
“Şiir “
Her şiir kitabında seni okudum Şefkat dolu ,merhamet dolu gözlerini Her sayfasına seni yazmışlar Rüzgarda savrulan saçlarını Her sayfasında seni okudum O gamzeli iç parçalayan gülüşlerini Her sayfasına seni yazmışlar O yağmur sonrası toprak kokunu Ama göremesin kimse o gözlerini Dokunmasın o saçlarına kimse Gülüşün bana kalsın Kokunu benden başkası alamasın Sevmesin kimse seni benim gibi O şiir kitabını benden başkası yazmasın, okumasın kimse seni Sevmesin kimse seni benim gibi Sevmesin kimse, Yazmasın kimse, Okumasın kimse, bir başkasına benim sana yazdığım o şiirleri.
Şiir
Nefes aldığım bir gündü. Uyanmak değilde, güne başlamak çok zor geliyor bu sıralar. O evden çıkmak, çıkmak için hazırlanmak. Dün gece mesela lise arkadaşlarımla buluştum, pijamalarımla. Aynı o yaşlardaki gibi, yine aynı insan arabayı kullandı, yine çocukluktaki aynı kafeye oturduk. Tekrar eden bir simülasyon gibi. Herkes bir şeyler yaşıyor ve hep o masada, aynı kıvılcımla buluşuyor herkes. Kimse çekinmiyor, ne olan şeyden ne de düşüncelerinden. Çok huzurlu bitirdim o yüzden aslında dünü, bugünse gözümü açıp sorumluluklarıma döndüm. Planlarımı baya azalttım ama gözü kara şekilde hepsini bırakamadım. Döndüm durdum, bu günü kaçmadan haftalardır biriken işleri yoluna sokmak için yaşamam lazımdı. Eskiden böyle günlerde ekstra şık giyinirdim, jilet bir halde işlere koyulurdum. Aslında kendimi yoksayıp, daha derine düşmemin sebebi buymuş. Çünkü camdaki yansımamla, o an için hiç bir zorluğu olmayan bir kimlikle karşılaşıp, mekanikleşiyormuşum. Sonra mutsuzluğumla tahamülsüzleşiyormuşum. Bunu nasıl senelerdir farketmedim, aklım çok almadı. Tekrar gücüm olmadığı için baktım erteliyorum güne başlamayı. İyi bir pijama üzerine, gömlek giymeye karar verdim. Zaten mesleğim dolayısıyla kimse giyimime olmamış olarak bakmıyor hiç bir zaman, çokta önemli değil ama korkuyordum artık yorulup renklerden kaçıp, herkes gibi bir hale bürünüp kaybolma hissinin ağır basmasından. Dışardan bakan insanın çok rahat anlamayacağı çizgili bir pijama giydim, üstüne desenli gömlek, üstüne gökyüzü bir mont. Hiçte fazla gelmedi, makyajımda bile bütün renkleri kondurdum. Kendimle karşılaştıkça gülümsedim, çünkü iki tarafımdanda kaçmadım. Ne depresifliğimden, ne sorumluluklarımdan. Kendi kendime şevkat uygulamamı sağladı sanırım. Bugün hiç düşmedim, hatta elime kendi seçimlerim ve kritiklerimle üretilen yani