Bilmemizi sağlamayan, hayatımızın içine gizlice süzülmeyen ve birazcığını dahi değiştirmeyen bir bilgi ne işimize yarar ki? Bizler araç-kuram, çekiç fikir, endüstriyel felsefe, ruhun uygulamalı kullanımını istiyoruz.
Aralarında mutlu olan kim vardı? Aralarından hangisi suçluydu? Hayat hiçbirini istedikleri şeyleri vermemişti ve çoğunluğu her şeyden habersiz kalmıştı. Tanrı sadece seçilmiş kişilerle konuşmuştu. Kim onları bu hale getirmişti? Bu yeniden doğuş komedyası da neydi? Daha iyi bir yaşam hazırlanmadıysa, ölüm daha iyiydi, ölüm çok ama çok daha iyiydi.
Bir dansı veya bir şarkıyı, hoş herhangi bir ezgi ve uygun dizelerle birleştirmeyi başaran herkes zeki olarak adlandırılır. Sulu boyayla (gerçekmiş gibi görünen) çiçekler çizmeyi bilen kişi zeki, alçıdan bir Beethoven'ın karşısında piyanonun tuşlarına zarifçe basan kişi zeki, bir deprem faciasını duygu yüklü bir zarafetle tarif etmeyi bilen kişi zeki, hatta kestane yontucuları ve Havana purolarının dumanına karışarak savurdukları fikirlerle başkalarının zekasının keyfini süren çağdaş çömezler bile zeki.
Bir kez daha soruyorum sizlere: aranızda zeki olmayan kim var? Hiçbir şey yapmayanlarda zeki, politikacılar da, gazeteciler de...
Zekanızın canı cehenneme! Bu ne iştir? Benim zeki bir adam olmakla, ölene dek iyi umutlar vadeden bir genç olmakla, insanların ilgisini çeken iyi bir ruhani yoldaş olmakla tatmin olabileceğime tüm vicdanınızla inanıyor musunuz? Tanrı aşkına, beni kim zannediyorsunuz?