Gamze Şahin

Gamze Şahin
@gamzsahiin
Puan vermedi·1552 syf.··
2023 8. kitabı
Kitabı çok ama çok beğendim.Okurken asla sıkılmadım bence çok güzel kesinlikle okunaması gereken bir kitap. Okuduğum çeviri beni zorlamadı. Özellikle iki cilt olması ve ciltli olması okurken keyif almamı sağladı. Kitabın konusu her ne kadar bilindik olsa da karakterler ve siyasi olaylar kitaba orijinallik katıyor. Kısaca konusundan bahsedecek olursak; Kaptan yardımcısı Edmond Dantes, sevdiği kızla evlenmek üzeredir. Kısa bir süre sonra kaptan olacaktır. Fakat bir mektup yüzünden savcı tarafından casuslukla suçlanır. Aslında suçsuzdur ama mektup savcının babasının casus olduğunun kanıtıdır. Her şeyin üstünü örtmek isteyen savcı Edmond’ı zindana yollar. İf Şatosu’nun karanlık zindanında çürümeyi bekleyen Edmon’a talih güzel yüzünü gösterir. Şatodan kaçar, hücre arkadaşının bahsettiği hazineyi bulur. Yardımcısı Jacobo ile birlikte Monte Kristo Kontu olarak geri döner. İntikamını alır. Edmon’ı, Monte Cristo Kontu’na evirecek olay aslında tamamen siyasi bir olaydır. Siyaset ve kişisel hırslar; yetkileri kötüye kullanma sadece günümüzde değil geçmişte de insanlık için büyük bir sorundu. Villefort’ların ruh ikizlerini günümüzde de görüyoruz. Güç, güçsüzleri ezmek için midir? Adaletsiz bir hukuk ile insanlar yeryüzünde huzur içinde devamlılıklarını sağlayabilirler mi? Monte Cristo Kontu’nu okurken kendime epeyce sorular sordum. Kitabı okurken bazı alıntıları da kaydettim. Kitaptaki kaçış sahnesi Cüneyt Arkın’ın oynadığı filmlerde yapıldı. Özellikle bir anda saçların beyazlamasını da unutmamak gerekli. Romanın beyazperde uyarlamasının ilki 1922 yılında yapıldı. Onlarca dizi, film, tiyatro uyarlaması yapıldı. Napalyon yandaşları ve karşıtları, değişen ülke yönetimi sonrası yeni yönetimin, kendi yandaşları dışındakilere yaşam hakkı tanımaması Dumas tarafından
Monte Cristo Kontu (2 Cilt Takım)Alexandre Dumas · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202537,2bin okunma
Reklam
Puan vermedi·331 syf.··
2023 3. kitabı
·
21 günde okudu
·
Okunma: 13 Mart 2023 18:52
Jose Saramago'nun 1995 yılında yayınlanan Körlük adlı romanında insanların oluşturduğu medeniyetin ne kadar kırılgan olduğu şok edici bir şekilde tasvir ediliyor. Nereden geldiği belirlenmeyen bulaşıcı bir hastalık ile aniden kör olan ve bir beyazlık gördüklerini söyleyen insanların yaşadıkları panik okuyucu tarafından da hissediliyor. Kitapta körlerin isimleri okuyucu tarafından öğrenilmez. İsimleri yerine körlüklerini yansıtan takma adlarla okuyucu karşısına çıkarlar. Bu hastalığa ilk yakalanan kişiden kitap boyunca ''İlk kör'' olarak bahsedilir. İlk kör bu hastalığa yakalandığı zaman araba kullandığı için insanlar tarafından hemen fark edilir ve yardımsever bir insan tarafından arabasıyla evine bırakılır. İçgüdüsü güçlü okurlar ya da insanlığın pek de yüce bir kavram olduğunu düşünmeyen okurlar bu yardımsever insanın sonradan ilk körün arabasını çalacağını hissedebilirler. Körlük ilk körden bu sahte yardımsevere de bulaşınca kitap boyunca bu yardımsevere ''araba hırsızı'' olarak hitap edilir. Daha en baştan insanın insanlık duygusuna duyduğu güven yıkılsa da kitabın devamındaki olaylar çok daha rahatsız edicidir. Körlüğe bulaşan insanları devlet bir karantina altına alır ve onlara insan gibi davranmayıp, toplumun dışında kalması gereken canlılar olarak görürler. Askerler sınırı geçmeye çalışan körlerin üzerine ateş açar ve hayatta kalan ve kötü şartlarda yaşayanları tek başlarına bırakırlar. Askerlerden gelen yemek de durunca körlerin çoğu insanlıklarını tamamen kaybederler. Karantina sırasında görülen insanlık dışı şeyler her ne kadar kötü olsa da küçük ölçekli olması ve bu kötücül insanların bir yerde kapalı olması bir yere kadar okuyucuya güven verir. Körlük başa çıkılamaz raddeye gelince ve tüm sistem çökünce okuyucu romanın devamında çok daha büyük bir
KörlükJosé Saramago · Kırmızı Kedi Yayınları · 2022132bin okunma
10/10
·136 syf.··
2023 2. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 15 Şubat 2023 12:59
Rus yazar Grigoriy Petrov’un Finlandiya seyahatleri sırasında yazmış olduğu ve 1923 yılında yayınlanan kitabı. Kitap genel olarak ilham verici, harekete geçirici ve ilericidir. Beyaz Zambaklar betimlemesi de bataklıkla arasındaki uçurumu ortaya koymak için kullanılmıştır.Uzunca ama güzel bir girişi var. Kitaptaki tüm cümleler çok değerli ve akla kazınması gerekir diye düşünüyorum. O yüzden bu kitabın okunması gerekiyor.Kitapta zamanında fakir ve yozlaşmış olan Finlandiya’nın gelişimi anlatılmaktadır. Atatürk’ün yaptığı işler Snellman’ınkinden çok da farklı değil. Türkiye’nin o dönemler nasıl bir gelişim gösterdiği aşikar. Hatta fazlası da var. Finlandiya’nın gelişiminde daha çok toprağın işlenmesi ve eğitim üzerine yenilikler yapılırken Türkiye’de kadınlara eşit haklar verme, kıyafet devrimi gibi yenilikler de yapılmış ve Türkiye o dönem başka bir düzeye çıkmıştır. Sanırım günümüz Türkiye’sinde 100 yıl geri gitsek 200 yıl ileri gitmiş olacağız.
Edebiyat
Beyaz Zambaklar ÜlkesindeGrigory Petrov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025124,7bin okunma
Puan vermedi·112 syf.··
2023 1. kitabı
·
31 günde okudu
·
Okunma: 07 Şubat 2023 00:00
Konusu çok sert olan ve hemen hemen polisiye bir roman gibi işlenen bir roman bu. Gabriel García Márquez’in yapmak istediğini en iyi uyguladığı kitabı olarak gördüğü Kırmızı Pazartesi, işleneceğini herkesin bildiği ancak kimsenin bir şey yapıp engel olmadığı bir cinayeti konu almaktadır. Gabriel Garcia Marquez bu romanında geleneksel bir yaklaşımı gözler önüne sermiştir. İşlediği konu gereği okuyucuyu sosyal bağlamda sarsan bir yapıya sahiptir. Kitabı iyi anlamak adına dikkatlı okunması gerekiyor, biraz kafanız karışabilir. En azından bende öyle oldu. Kitabın dili bana biraz farklı geldi, ne ağır ne hafif. Akıcı da denebilir.
Kırmızı PazartesiGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 202595,4bin okunma
9/10
·126 syf.··
Beğendi
·
2022 16. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 22 Eylül 2022 17:25
Genç Werther'in Acıları; Goethe'yi 25 yaşında şöhrete ulaştıran, kendi hayatından da esinlenerek 1774 yılında yazdığı kurgusal mektuplardır. Genç bir avukat olan Goethe, Wetzler Mahkemesinde birlikte çalıştığı arkadaşının nişanlısı Charlotte Buff ismindeki bir kadına aşık olur ve bu karşılıksız aşk sonucunda deneyimlediği duygu ve ahlak karmaşasını romanda anlatmaya çalışır. Werther adındaki bir hukuk stajyeri, Lotte isimli bir kadına aşık olur. Bu aşk acı doludur ve imkansızlıklarla sarmalanmıştır. Çünkü Lotte nişanlı bir kadındır ve toplumsal kurallar Werther ile Lotte'nin birleşmesine imkan tanımaz. Yazar bu konu ile ilgili şöyle söyler: "Beni çok etkileyen kişisel durumlardan doğdu Werther. Yaşamış, sevmiş ve çok acı çekmiştim!" İki haftada tamamlanan eserin bir dönem fanları oluşmuş ve intihar vakaları o kadar artmış ki kitap yasaklanmış. Yine aynı etkiden dolayı Werther gibi giyinmek için bir dönem sarı pantolon ve mavi ceket furyası başlamış. Ayrıca Napoléon'un da kitabı sürekli yanında taşıdığı söylenir. Bir insanın kılık kıyafetini değiştirebilecek kadar etkileyici bir eser. Şiirselliği o kadar ön planda ki bazen öylece durup kurulan cümlenin güzelliğine bakıyorsunuz. Yoğun olarak Werther'in aşkından bahsetse de kesinlikle sadece bu tema üzerine kurulu bir kitap değil. Karakterimiz yazdığı mektuplarda insan ilişkilerine, sınıf ayrımlarına, iş hayatındaki kıdem savaşlarına dair birçok önemli detaya değinmiş. Üzerine düşününce 1700'lü yıllarda yaşanılan bu durumları hâlâ yaşadığımızın farkına varıyorsunuz.
1000k
Genç Werther'in AcılarıJohann Wolfgang Von Goethe · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2024150,1bin okunma
Reklam