6/10
·408 syf.··
2026 36. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 12:22
Hikaye, çocukluktan beri arkadaş olan, hayata bakışları ve karakterleri tamamen zıt üç yakın dostun (Kenan, Selim ve Nihat) etrafında döner. Kenan, zengin, entelektüel, hayatı hafife alan, her şeyi deneyimlemek isteyen bir adamdır. Romanın fitilini ateşleyen de onun bu can sıkıntısı ve ölümsüzlük arayışıdır. Selim, Kenan’ın tam zıttıdır. Evli, düzenli bir hayatı olan, daha korkak ve garantici bir yapıya sahiptir. Fotoğrafçılık yapmaktadır. Nihat, grubun daha sakin, kendi halinde olan üyesidir. Kenan, Beyoğlu’nda yaşanan ölümleri, cinayetleri fotoğraflayarak bir nevi ölümsüzlüğü yakalama fikrini ortaya atar. Selim’i de peşinden sürükler. Başta masum ve biraz sapkın bir fotoğrafçılık projesi gibi başlayan bu iş, Beyoğlu’nun arka sokaklarındaki yasa dışı işler ve gizemli karakterlerle kesiştiğinde kontrolden çıkar. İşin içine cinayetler, eski sırlar ve Beyoğlu’nun o karanlık yüzü girdikçe hikaye bir hayatta kalma mücadelesine ve psikolojik bir savaşa dönüşür. SPOILER Ahmet Ümit’in kitaba serpiştirdiği o psikolojik ipuçlarını, Selim’in içsel çatışmalarını, bastırılmış öfkesini ve o tekinsiz anlatıcı dilini biraz hızlı yakaladığım için sonlara doğru açıkçası tat vermedi. İstanbul Hatırası'na göre daha hafif kalmış bir kitaptı. İstanbul Hatırası, sadece bir polisiye değil; Bizans’tan Osmanlı’ya, oradan cumhuriyete uzanan muazzam bir İstanbul ansiklopedisi gibiydi. Şehrin tarihiyle cinayetlerin işleniş biçimi öyle kusursuz harmanlanmıştı ki, her cinayet insanı şehrin geçmişine götürüyordu. Beyoğlu Rapsodisi ise çok daha dar bir alana sıkışıp kalıyor. İstanbul Hatırası’ndaki kurgu o kadar katmanlı ve zekiceydi ki, orada katili tahmin etmek Beyoğlu Rapsodisi’ne kıyasla çok daha zordu. Oradaki edebi tat ve edebi işçilik kesinlikle Ahmet Ümit’in zirve noktalarından
1000Kitap
Beyoğlu RapsodisiAhmet Ümit · Everest Yayınları · 201632,9bin okunma
Tekeşliliğin Ötesi: Modern Hazcılık ve Çifte Standartlar
6/10
·208 syf.··
Beğendi
·
2026 439. kitabı
·
29 saatte okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2026 11:01
Tekeşliliğin Ötesi: Modern Hazcılığın ve Çifte Standartların Anatomisi ​Mimi Schippers'ın Beyond Monogamy ekseninde tartışılan sınır ihlalleri ve çok eşlilik kavramları, günümüz toplumunda yalnızca bir "özgürlük" illüzyonu üzerinden okunuyor. Oysa bedensel ve ruhsal sınırların fütursuzca ihlali, basit bir ahlaki sapma değil; ontolojik bir parçalanmadır. Sürekli değişen partnerlerle yaşanan her temas, psişik bir enfeksiyon, Jungiyen anlamda ötekinin gölgesini kendi ruhuna kopyalama işlemidir. Dünyevi hazların anlık doğası ve varoluşsal kar-zarar denkleminin mutlak iflası göz önüne alındığında, bu yaşam tarzı salt bir "enerji israfı" değil, kişinin kendi bütünlüğüne karşı işlediği yavaşlatılmış bir intihardır. ​Ancak toplum, bu çürümüşlüğü kendi ikiyüzlü mitleriyle örtbas etme konusunda ustadır. Türkiye toplumunun kültürel bilinçdışında erkeğin çoklu ilişkileri bir "iktidar ve fetih" göstergesi olarak kutsanırken, aynı eylem kadın için kalıcı bir lekeye dönüşür. İşin trajik kısmı, kadının da bu hastalıklı hiyerarşiye boyun eğmesidir. Erkeğin partner sayısındaki fazlalık, modern bir Mavi Sakal arketipi gibi, tekinsiz ama bir o kadar da çekici bir tahakküm unsuru olarak görülür. Mavi Sakal'ın kanlı odasına girmeye can atan kadınlar, kendi yıkımlarını bir tanrıya tapınırcasına arzularlar. Beş eşli bir erkeğin normalize edilip, birden fazla partneri olan kadının aforoz edildiği bu denklem, iki tarafın da zımni rızasıyla işleyen bir grotesk tiyatrodur. Okuyucunun böylesi metinlerle yüzleşmekten kaçınmasının temel sebebi de budur; kendi iç benliklerinde normalleştirdikleri iğrençliğin dışarıdan yüzlerine vurulmasına katlanamazlar. ​Toplumsal arenada kadına atfedilen namus yükü, maske değiştirerek erkeğe de giydirilir. Yirmili yaşlarını cinselliği bir fetih alanı
Duygu ve Düşünce
Beyond MonogamyMimi Schippers · NYU Press · 20161 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
10/10
·190 syf.··
2026 1. kitabı
Toplumsal kalıplara, alışılagelmiş ahlak algısına ve sistemin dayattığı kurallara son derece iğneleyici ve kışkırtıcı bir dille meydan okuyor. Eser, modern dünyanın başarı hırsını ve işkolikliğini bir tür kölelik olarak görürken, buna karşılık hiçbir şey yapmama özgürlüğünü, yani "aylaklığı" ve anın tadını çıkarmayı yüceltiyor. Alıştığımız o garantici ve uslu hayatın insanı köleleştirdiğini; asıl özgürlüğün ise risk almakta, kuralları esnetmekte ve hata yapabilme rahatlığında gizli olduğunu savunuyor. Toplumun kutsadığı bağları ve kurumları da acımasız bir dürüstlükle masaya yatıran yazar, tüm bu derin mevzuları son derece dalgacı, iğneleyici ve ironik aforizmalarla anlatmış. Özetle; okuru kendi içsel ikiyüzlülüğüyle yüzleştiren, "Bırak bu kuralları, hayatı biraz da hesapsızca ve kahkahayla yaşa" diyen, zihin açıcı bir başkaldırı kitabı.
Şeytanın FısıldadıklarıEmre Yılmaz · İlkkaynak Yayınları · 1999434 okunma
Ormana gittim çünkü bilinçli yaşamak istiyordum.
10/10
·136 syf.··
Beğendi
·
2026 10. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 16 Mayıs 2026 23:38
Ölü Ozanlar Derneği hakkında uygun cümleleri bulmak gerçekten zor bu yüzden kitabı bitirdikten sonra hemen bir şeyler yazmak istemedim ama bu kitap hakkında bir inceleme yazmazsam da Ölü Ozanlar'a saygısızlık etmiş olurum :) Ölü Ozanlar Derneği kitabı kendisiyle aynı ada sahip olan Ölü Ozanlar Derneği adlı filmin kitaba uyarlanmasıdır. Genellikle kitaplar filmlere uyarlanır ama bu sefer film kitaba uyarlanmış. Filmin senaryosunu okuyan ve etkilenen N.H KLEINBAUM bu senaryoyu daha detaylandırarak kitap haline getirmiştir. Ölü Ozanlar Derneğinin ilk önce kitabını okudum ardından da filmini izledim ve şunu söylemeliyim ki film çıktıktan sonra iyi ki kitabı da yazılmış çünkü filmdeki karakterler, olaylar vs. sanki film süresi uzamasın veya film daha maliyetli olmasın diye yüzeysel anlatılmış bu da filmi anlama ve benimsemede biraz sorun yaşatmaktadır ama kitapta bu sorun yok.Kitapta karakterlere ve olaylara gereken özen gösterilmiş ve filmde olmayan ama kitapta olan olaylar, şiirler ayrı bir güzellik kattığı için bu kitabı filminden daha çok sevdim. Ölü Ozanlar Derneğinin ana karakterleri Neil, Todd, Charlie, Knox, Pitts, Meeks ve Cameron adında 7 öğrenci ve edebiyat öğretmenleri John Keatingdir. Yan karakterler ise okul müdürü, latince öğretmeni, matematik öğretmeni, öğrencilerin aileleri ve diğer öğrencilerdir. Ana karakter olan öğrencilerin kişisel özellikleri hakkında bir yorum yapmak gerekirse Neil sevecen,hayat dolu ve lider ruhlu biridir. Charlie grubun en haylazı ve en cesurudur. Knox grubun aşığıdır ve sevdiği kızı elde etmeye çalışmaktadır. Todd grubun en son katılanı, en utangacı ve en içine kanapık kişisidir. Pitts ve Meeks kısaca grubun zekileridir. Cameron ise gruba ihanet eden ve J.Keating'in onca öğretisinden bir şey anlamayan salağın tekidir. Ölü Ozanlar
Ölü Ozanlar DerneğiN. H. Kleinbaum · Bilge Kültür Sanat Yayınları · 202233,2bin okunma
Puan vermedi
Hiç uyumadan 2 gün geçirmek zorunda olsanız ve bu 2 günü kendinize çok da yakın hissetmediğiniz babanızla geçirseniz neler hissederdiniz? Romanın ana teması işte bu sorudan oluşuyor. Antonio 20 yaşlarında bir gençtir ve epilepsi hastasıdır. Artan epilepsi nöbetlerinden dolayı tedavi için anne ve babası ile birçok doktora gider. İşinin uzmanı bir doktoru ise Marsilya da bulurlar. Antonio nun İlaç ve tedavi süreci yıllar sürer ve artık tamamen iyileşip ilaç almadan hayata devam etmesinden emin olmasının bir yolu kalmıştır. 2 gün boyunca uyumayacak ve herhangi bir nöbet geçirmez ise tamamen iyileştiğine kanaat getirilecektir. Bu süreçte de Antonio ya babası eşlik edecektir. Evet, roman aslında Antonio ve babasının bu uykusuz geçecek 2 güne Marsilya da başlamaları ile başlıyor. Anne ve babası ayıldıktan sonra Antonio babasına tam bir düşmanlık duymasa da ondan uzaklaşmıştır. Boşanma sırasında şahit olduğu ve tam anlam veremediği konuları da kendince kapatmıştır ve aralarındaki mesafeden dolayı da babasını tam olarak tanımıyordur. Bu 2 gün her ne kadar Antonio nun hastalığı için ise de aslında baba oğulun birbirlerini tanıma süreçleri olacaktır. Yani başta Antonio nun hikayesi gibi başlayan roman, sayfalar ilerledikçe matematikçi olarak çalışan babasının hikayesine, sonrasında da bir baba oğul hikayesine akacaktır. Uyumamak için takıldıkları mekanlarda değişik konular açılır. Matematikten konuşurlar. Matematiğin insanı güvende hissettirdiğini dinleriz babasından. Bilinmezlikleri ortadan kaldıran yahut azaltan bir konudur matematik. Hayatın o sarsan karmaşıklığının matematiğin şaşmaz doğruluğu ile anlaşılacağını söyler babası. Alt metinlerde anlarız ki babasının da sığındığı liman matematiktir. Özellikle aile evlilik gibi Bazı sorunlarına çözüm bulmak istemektedir. Bir
Sabahın ÜçüGianrico Carofiglio · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20254,087 okunma
Kendi Gölgemizle Yüzleşme Cesareti: İnsan Olmak Üzerine Bir Okuma
10/10
·183 syf.··
2026 7. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 18 Ocak 2026 22:50
Engin Geçtan’ın Türk psikoloji literatürünün mihenk taşlarından biri olan "İnsan Olmak" eseri, işte tam olarak böyle bir kitap. Bir okuma eyleminden ziyade, sarsıcı bir "kendine gelme" tecrübesi. Kitap, 1980'lerde kaleme alınmış olmasına rağmen, günümüzün hızla yalnızlaşan ve kendine yabancılaşan modern insanını o kadar taze bir dille anlatıyor ki, okurken zamanın hükmünü yitirdiğini hissediyorsunuz. Geçtan, akademik bir didaktizmden uzak, bilge bir yol arkadaşı üslubuyla; değersizlik duygumuzdan öfkemize, korkularımızdan "mış gibi" yaptığımız hayatlara kadar ruhumuzun en savunmasız kıvrımlarına ışık tutuyor. Eserin en çarpıcı yönü, "Sorumluluk" kavramına getirdiği varoluşsal bakış açısı. Günlük hayatta bir yük, bir zorunluluk gibi algıladığımız sorumluluğu, Geçtan "özgürlüğün bedeli" olarak tanımlıyor. Yazara göre insan, kendi hayatının sorumluluğunu üstlenmediği sürece kurban rolünü oynamaya mahkumdur. Başımıza gelenler için aileyi, toplumu veya kaderi suçlamak konforlu bir kaçış olsa da, direksiyona geçip "Bunu ben seçtim, sonucunu ben yaşıyorum" diyebilmek, yetişkin olmanın yegane şartıdır. Kitapta altı çizilmesi gereken bir diğer hayati kavram ise "Mış Gibi Yaşamak". Başkalarının beklentilerini karşılamak, onaylanmak ve sevilmek uğruna taktığımız maskelerin (personaların), bizi asıl benliğimizden nasıl kopardığını tokat gibi yüzümüze çarpıyor. Kendi ritmimizi bulmak yerine, toplumun müziğine ayak uydurmaya çalışmanın yarattığı o derin yorgunluğu ve mutsuzluğu, satır aralarında kendi hikayemiz olarak okuyoruz. Engin Geçtan, okurunu teselli etmiyor; onu sarsıyor. "Korku, yaşanmayan hayattır" diyerek, garantici tavrımızın bizi hayattan nasıl kopardığını gösteriyor. Ancak bu sarsılış, yıkıcı değil, onarıcı bir sarsılış. Çünkü yazarın da dediği gibi; "Bir insanı
İnsan OlmakEngin Geçtan · Metis Yayınları · 202533,5bin okunma