Hani insanın bazen canı sıkılır, hevesi kaçar ya. Öyle zamanlarda çıkıyorum, Aksa'ya gidiyorum. Oradaki taşlara dokunuyorum, taşları seviyorum ellerimle. İnan, hiçbir şeyim kalmıyor." Yıllardır Kudüs nöbeti tutan Musa Hicazi söylüyor bunları. Sanki on beşli yaşlarının heyheyli günlerini sürüyor gibi, sanki acemiliğini atmamış bir Kudüs gezginiymiş gibi, şaşırtıcı bir heyecanla söylüyor üstelik. Oysa altmışlı yaşla- rında bir Kudüslü o. Üstelik, kadim Kudüs içinde, Mescid-i Aksa'nın en yakınındaki sayılı evlerden birinde, yani seveceği taşları özlemesini gerektirmeyen bir yakınlıkta mukim.
Bir şehri sevmeye nereden başlanır? Ya da bir şehri sevdiğinizi, o şehrin daha nesini severek kanıtlayabilirsiniz? Musa abi, taşına kadar seviyor Kudüs'ü
Bir şehri taşına kadar sevmeyi beceren bir kimsenin elinden o şehri alamazsınız.