Günaydın
İnsan bazen hayatın en güzel dönemine girdiğini fark etmez. Çünkü hep bir sonraki şeyi bekler; biraz daha mutlu olmayı, biraz daha başarılı olmayı, biraz daha fazlasını... John Lennon şöyle der: “Hayat, sen başka planlar yaparken başına gelenlerdir.” Belki de bir gün dönüp bugünleri özleyeceksin. Bu sabahı, bu yaşı, yanında olan insanları... Çünkü zamanın en garip yanı, yaşarken sıradan gelen anları yıllar sonra kıymetli bir hatıraya dönüştürmesidir. Bugün acele etme. Belki de hayatın tam ortasındaki güzel bir ana denk geldin. ☀️🌿
Alıntı
*"İnsan dediğin, popüler bir şarkının nakaratında ağlayan , yağmurlu bir terminalde otobüsün arkasından el sallayan ve o bitmeyen geceyi sabaha kadar yazarak tüketmeye çalışan bir garip yolcudur."
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Normalde şiirlerimi garip akımı ile ikinci yeni arasında bir yerlerde yazarım uzun zamandır ikinci yeniye daha fazla girişler yapmaya başladım. İkinci yeni şiirde adeta bir uçurum noktasıdır; kaptırdığınızda şizofren adeta saçma sapan konuşuyor gibi olur fakat ruh katabilirseniz tadından yenmez yani ayarı iyi tutturmak gerekiyor.
Şiir
sonu ters köşe // sürpriz sonlu değişik filmler `ölümcül oyunlar` (funny games, 1997/2007) bir aile tatil evine gelir ama kapılarını çalan iki gençle her şey tersine döner. seyirciyle dalga geçen, rahatsız edici ve ters köşe. `buried` – toprak altında (2010) bir adam tabutta uyanır. tüm film bu tabutta geçer ama finali nefes keser. `exam` – sınav (2009) bir şirkette işe girmek isteyen 8 kişi, çok ilginç bir sınava tabi tutulur. sonunda neyin sınavı olduğunu anladığında şaşırırsın. `the vanishing` (spoorloos, 1988 – hollanda) bir kadının gizemli şekilde kaybolmasıyla başlayan hikâye, finalde sert ve beklenmedik bir sona ulaşır. `the invitation `– davet (2015) bir adam eski karısının evindeki akşam yemeğine katılır. davet neden yapılmış? finalde her şey değişir. `perfect blue` (1997 – japonya, anime) bir pop yıldızı oyunculuğa geçerken gerçeklik ve kurgu birbirine karışır. psikolojik olarak beyin yakan bir film. `the autopsy of jane doe` – jane doe'nun otopsisi (2016) bir baba-oğul adli tıp uzmanı, genç bir kızın cesedini incelerken doğaüstü olaylarla karşılaşır. finali hem korkutur hem şaşırtır.
#içdökmeseansı
Sabah ezanı... Ölümü; zihnime, kalbime, ruhuma öyle net hatırlatıyor ki... Seher vaktinin tenhalığını ölümün o soğuk sessizliğine benzettiğimden midir acaba? Günün ölüp yerini yeni günün almasını haşır ile bağdaştırdığımdan mı yoksa? Yahut müezzinin o "Es-salâtu hayrun minen-nevm" çağrısına tıpkı bir mevt gibi tepkisiz kalan insanoğluna duyduğum ruhi bir sitem mi bu teşbih hâli? Yoksa olay yalnızca saba makamının vermiş olduğu eşsiz hüzün ve sığınma arzusu mu? Elhasıl, bu muazzam çağrı vesilesiyle nefsime hatırlatıyorum: Fâni dünyanın garip sakinlerindenim. Her uyanış bir lütuf, her ezan yeni bir mühlet... Yolumu da sonumu da hayr eyle Allah'ım.
Din
Günaydın:)
"Tek gayem varoluşuma kendi imzamı atmak... Sonra da bu garip dünyadan, dev bir tavuk kostümü içinde, flamingo dansı yaparak, elinde dev bir muz ve bir kutu patates cipsiyle, uzay kedileriyle birlikte göçüp gitmek. Yanımda konuşan bir kaktüs olacak, sürekli bana 'Sen aslında bir sandviçsin, farkında mısın?' diyecek. Giderken evrenin kapısında 'Burada bekleyen yok, hadi geç!' yazan neon ışıklı bir tabela asacağım. Hayat kısa, ben de hızlıca imza atıp, 'Dünya, sen bir çılgın lunaparksın, ben de biletimi aldım, hadi uçuyorum!' deyip, gökkuşağından kayarak başka bir boyuta ışınlanacağım. Orada da tavşanlarla tavla oynayıp, 'Asıl anlam burada saklıymış, ama kimse söylememiş!' diye bağıracağım. Çünkü neden olmasın, hayat zaten bir absürt tiyatro!"
Hayata Dair