Yazar öyle bir edebiyat yapmış öyle duyguları derinlemesine işlemiş ki bir yandan kitapta aksiyon olmamasına yanarken bir yandan kendinizi okumaktan alıkoyamıyorsunuz. Edebiyatı seven bu kitaptan oldukça hoşlanır diye düşünüyorum. Benim için fazla duygu tasvirlerinin yer aldığı bir hikayeydi. Victor Hugo da betimlemede ustadır ama abarttı dedirtmiyordu. Necip ( Suatı seven 2.bey) Suatın gözlerine ellerine bakıp 2 sayfa duygularını ifade etti öyle bir kitap. Bana neyi öğretti derseniz gerçek aşkın nasıl hissettirdiğini ve kalpte ne büyük ıstıraplar yarattığını. 250 sayfada anlata anlata o duyguları iyice anladım :) Bu kitaptan sonra “aşk” duygusunun neden bu kadar güçlü olduğunu anladım çünkü aşk dediğimiz şey iki insanın istemsiz ayrılıklarının verdiği o büyük hüsran ve buna katlanışı içeriyor, kavuşamamaya rağmen vazgeçmeyip ayakta kalabilmeyi ve yine derinden sevebilmeyi barındırıyormuş. Öylesine güçlü ki bu ancak aşk ile isimlendirilebilir. Yani aşk sevmenin çok daha ötesinde bir duygu. Necip için aşk nasıl kitaptan alıntı yapayım “ Ne kadar dayanılmaz bir ateş olursa olsun ıstırapları lezzet ve saadeti o kadar arttırıyor bizzat işkencesi bir saadet oluyor. Öldürerek de dehşete düşürerek yakan zevki ne kadar ani olursa o kadar tahammülün ötesinde can yakıcı olan bir ateş işte aşk diyordu bunu yaşamayanlar ise feryat etmeliydi…” Spoiler içeriyor bu kısım şimdi; Kitabı okurken o kadar içimiz gitti ve sonunda ikiside yanarak öldüler öyle mi? Böyle mi olmalıydı bu son? Ruhların evliliği oldu aman ne güzel. Bana göre bu yaşananlar koca bir hiçlik oldu. Bu arada Süreyya Beyden de bahsetmek isterim. Sen bekar bi adamı böylesine saadet dolu evliliğine bu kadar yakınlaştırırsan olacağı bu olur! He diceksiniz ki e saadet doluysa