Kaan Ö.

Kaan Ö.
@gavroche
29 kütüphaneci puanı
125 okur puanı
Mart 2013 tarihinde katıldı
İnsan yaşamı derin ve kasvetli bir gece gibi geliyor bana, ancak yer yer çakan şimşeklerin katlanılır kıldığı bir gece; şimşeklerin ansızın baş gösteren aydınlığı insanın içine öylesine su serpiyor, öylesine bir harikuladelikle dolup taşıyordu ki, bir iki saniye sürse bile yılların karanlığını silip atıyor ve bağışlatıyordu. Avuntudan yoksun karanlık, günlük yaşamımızın tüyler ürpertici kısırdöngüsüdür. Sabahları niçin kalkılıyor yataktan, niçin yenilip içiliyor, akşam oldu mu neden tekrar gidilip yatılıyor? Çocukları, ilkelleri, sağlıklı genç insanları, hayvanları bu önemsiz nesne ve etkinliklerin döngüsü rahatsız etmez pek. Düşünme denen şeyin çilesini çekmeyenler sabahleyin yataktan kalkmayı kıvançla karşılar, yiyip içecek olmalarına sevinir, yeterli görür bunları, durumun başka türlü olmasını istemez. Ne var ki, bu doğallığı elden çıkaranlar günün akışı içinde hırsla, gözlerini açarak gerçek hayatı yaşayacakları anları kollarlar; öyle anlar ki çakı çakıvermeleri mutlu kılar insanı, bütün yaşamın anlam ve amacına ilişkin tüm düşüncelerle zaman duygusunu silip atar. Bu gibi anlar yaratıcı anlar diye nitelenebilir, çünkü Yaradanla bir birlik ve beraberlik oluşturdukları duygusunu insanda uyandırırlar; insan böylesi anlarda her şeyi, başka zaman rastlantı gözüyle baktığı şeyleri bile bir istencin eseri olarak duyumsar. Mistikler, “Tanrıyla bir olma” ismini verirler buna. Belki de söz konusu anlardaki aşırı derecede parlak ışıktır ki, bütün öbür anları işte öylesine karanlık gösterir. Belki de kendileri dışındaki tüm yaşamın öylesine ağır, öylesine yapışkan nitelik taşıdığı, insanı öylesine aşağılara çektiği duygusunu uyandıran, bu anlardaki özgürlüğüne kavuşmuş büyülü hafifliktir; bu anların insana sağladığı, boşlukta süzülüyor olduğu hazzıdır. Bilmiyorum, düşünce ve
Yapı Kredi Yayınları
Sağlık
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Gençlik ve Yaşlılık Üzerine
Muoth bir ara demişti ki, kuşkusuz şakadan söylemişti bunu, gençlik yaşamın en çetin dönemlerinden biridir, bütün yaşlılar gençlerden çokluk daha şen, halinden daha memnun kimselerdir. Babam güldü bunu duyunca, sonra da düşünceli düşünceli şöyle söyledi: “Biz yaşlılara sorarsan kuşkusuz tersini söyleriz bunun. Ama senin dostunun konuşmasında yine de bir gerçek payı var. Sanırım, hayatta gençlik ve ihtiyarlığı pek kesin bir çizgiyle ayırabiliriz birbirinden. Gençlik bencillikle son bulur, ihtiyarlık başkaları için yaşamakla başlar. Demek istediğim şu: Genç insanları kendi hayatlarıyla ilgili pek çok haz, pek çok acı bekler, çünkü kendi hayatlarını yalnızca kendileri için yaşarlar. Gençlikte her istek, akla gelen her düşünce önem taşır, her sevincin tadı çıkarılır ve hiçbir acı yaşanmadan bırakılmaz. İsteklerinin gerçekleşmediğini gören bazıları, çok geçmeden tüm yaşamlarını kaldırıp bir kenara atarlar. Gençlere özgü bir şeydir bu. Ama insanların büyük çoğunluğu için bir zaman gelir, değişir durum, daha çok başkaları için yaşamaya başlanır, ama asla erdemlilikten kaynaklanmaz bu, pek doğal bir şeydir. Çok kişi aile yaşamında sergiler bu davranışı. İnsanlar evlat sahibi oldu mu, kendilerini, kendi isteklerini o kadar düşünmezler. Bazıları da vardır, kendilerini bir işe verir, politikaya atılır, sanat ve bilimle uğraşır, böyle bir yol izleyerek kendilerini sıyırıp alırlar bencilliklerinden. Gençler oynamak, yaşlılarsa çalışmak ister. Kimse çocuk sahibi olmak için evlenmez. Ama çocuk sahibi oldu mu, çocuklar değiştirir kendisini ve sonunda görüp anlar ki, her şey çocuklar içindir. Gençlerin ölümden söz etmeyi sevmelerine karşın asla ölümü düşünmeyişleri de yine bununla ilgilidir. Yaşlılarda ise tersidir durum. Gençler dünya durdukça yaşayacaklarına inanırlar, bu yüzden tüm
Yapı Kredi Yayınları
Yaşam Üzerine
Dışarıdan bakıp yaşamıma şöyle bir göz gezdirdiğimde, pek de mutlu bir yaşam olduğunu söyleyemeyeceğim bunun. Ne var ki, içerdiği tüm hata ve yanlışlara karşın mutsuz bir yaşam olarak da niteleyemeyeceğim doğrusu. Zaten işi mutluluk ya da mutsuzluk açısından ele almak düpedüz budalalıktır; çünkü bana öyle geliyor ki, yaşamımın en mutsuz günlerini en neşeli günlerine değişmezdim. Bir insanın yaşamında önemli olan, önüne geçilemeyecek şeyi bilinçli bir şekilde sineye çekmekse, iyinin de kötünün de gereği gibi tadını çıkarmak ve dış yazgıdan ayrı, daha gerçek, rastlantı karakteri taşımayan bir iç yazgıyı ele geçirmekse eğer, kendi yaşamım için yoksun ve kötüydü denemez. Dış yazgı herkes gibi benim üzerimden de geçip gitti, karşı durulamaz ve Tanrılar tarafından alnıma yazılmış. Ne var ki, içteki yazgım benim kendi eserim oldu; tatlılığı da acılığı da benim sayılan, sorumluluğunu tek başıma üstlenmeyi düşündüğüm bir eser.
Yapı Kredi Yayınları
Bağzı öpücükler...
1980’de Brezilya’nın Sorocaba şehri alışılmadık bir halk gösterisine sahne oldu. Askeri diktatörlük döneminin tam ortasında, bir mahkeme kararı kamu ahlakına zarar veren öpücükleri yasaklamıştı. Söz konusu öpücükleri hapisle cezalandıran Yargıç Manuel Moralles’in kararı onları şöyle betimliyordu: Boyuna, cinsel bölgeye vs. kondurulanlar ya da ıslak dudakların iflah olmaz bir biçimde giderek artan bir seks arzusuyla birleştiği sinematografik öpücük gibi şehvetli ve bu yüzden de müstehcen sınıfına giren öpücükler vardır. Şehir buna büyük bir öpüşme alanına dönüşerek yanıt verdi. O güne kadar hiçbiri o kadar öpüşmemişti. Yasaklama arzuları katladı ve birçoğu sırf meraktan o iflah olmaz öpücüğün zevkini tatmak istedi.
Sel Yayıncılık
Hukuk