Kur'an'a elimin değmediği gün, gözümün onu sürmediği gün, kulağımın onu işiterek okumadığım gün, en kara gündür, en bedbaht gündür, en kötü günümdür diyor
Hz Osman ra
Ömer radıyallâhu anh) yolculuklarından birinde bir kafileyle karşılaşır. Gece vakti ve karanlık olduğu için kafilenin adamlarını tanıyamaz. Oysa kafilede Abdullah İbn-i Mesud’da vardır. Ömer (radıyallâhu anh) hemen yanındaki askerlerden birisini onlara gönderir ve:
− “Bu topluluk nereden gelir?” diye seslenmesini söyler. Kendilerine yöneltilen bu soruya Hz. Ömer’in henüz tanıyamadığı İbn-i Mesud cevap verir ve:
− “Fecc-i Amîk’den (derin vadiden) geliyoruz”, der. Bunun üzerine Hz. Ömer:
− “Peki, Nereye gitmek istiyorsunuz?” diye sorar. İbn-i Mesud:
− “Beyt-i Atîk’e (Kâbe’ye)”[1] diye cevap verir.
Bu Kur’ânî cevapları alan Ömer (radıyallâhu anh) içlerinde kesinlikle bir âlimin olduğunu anlar ve bu fırsatı kaçırmak istemediğinden hemen birkaç soru sormaya koyulur. Yanındaki askerlere:
−“Gidin sorun bakalım, Kur’ân’ın en büyük âyeti hangisidir?” der. İbn-i Mesud:
− “Allah, kendisinden başka ilah olmayan, kendisini uyuklama ve uyku tutmayan, diri, her an yarattıklarını gözetip durandır…” (2/Bakara, 255) diye cevap verir. Ömer:
−“Onlara seslenin bakalım. Kur’ân’ın en çok hüküm taşıyan âyeti hangisidir?” der. İbn-i Mesud:
− “Şüphesiz ki Allah adaleti, iyiliği, akrabaya vermeyi emreder; hayâsızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt verir.” (16/Nahl, 90) ayeti ile cevap verir. Bu sefer Hz. Ömer onlara:
−“Kur’ân’ın en veciz âyeti hangisidir?” der. İbn-i Mesud’da:
− “Kim zerre kadar iyilik yapmışsa onu görür. Kim de zerre kadar kötülük yapmışsa onu görür” (99/ZiIzâl, 7-8) ayetini okur. Hz. Ömer:
−“Onlara seslenin bakalım, Kur’ân’ın en korkutucu âyeti hangisidir?” der. İbn-i Mesud şöyle cevap verir:
− “İş, ne sizin kuruntunuza, ne de kitap ehlinin kuruntusuna göredir. Kim kötü bir iş yaparsa, onunla cezalandırılır. O,
Abdullah ibni Mesud ra der ki
Kur'an ile amel eden kimse halk uyurken geceleri ibadet etmesi ile halk yerken oruç tutması ile halk sevinçliyken üzüntüsüyle halk gülerken ağlamasıyla halk böbürlenerek yürürken tevazusu ile tanınmalıdır Kur'an'ı göğsünde taşıyan kimsenin gözleri yaşlı üzgün aklı başında yumuşak huylu bilgili ve ağırbaşlı olması gerekir Kur'an'ı göğsünde taşıyan kimseye hircinlik şımarıklık bağırıp çağırmak feryat etmek ve sert tabiatlı olmak yakışmaz
Kur'an Allah'ın bizleri kendisi ile hidayete erdirdiği yüce bir kitaptır Bu kitap ile Hidayet bulanlar O kitapla ilişkisini kesmiş kimselerden farklı olmak zorundadırlar Allah böylesi kullarını ve onların insanlar arasındaki temayüzünü görmek ister bu nedenle Kur'an ehli kimseler insanlar arasında daha ciddi daha vakur ve daha olgun olmalıdırlar.
Allah'a yemin ederim ki Kurandan daha üstün bir zenginlik olmadığı gibi ondan mahrum olmak kadar da büyük bir fakirlik yoktur"
Hasan Basri rahmetullahi aleyh