Genetiğiyle oynanarak elde edilen güçlendirilmiş domates ya da inekler artık insanlara yeterli gelmiyordu.
Benzer bir müdahalenin insana yapılmaması için hiçbir neden yoktu.
GDO'lar konusunda fikir birliğine varmış olan bilim camiası ile kamu kanaati arasındaki bu kopukluk en hafif tabirle rahatsız edici. Bana kalırsa bu durum kısmen, bilimciler ve halk arasındaki iletişim kopukluğunu yansıtıyor. CRISPR üzerine nispeten kısa bir süredir yürütmekte olduğum çalışmam sırasında, bu iki âlem arasında yapıcı ve açık bir diyaloğu sürdürebilmenin ne kadar gerekli olduğunu gördüm.
CRISPR ve ilişkili gen düzenleme teknolojileri, GDO'lu ürünler ile GDO'lu olmayan ürünler arasındaki sınırı bulandıracağı için, genetik yapısı değiştirilmiş gıdalar üzerindeki tartışmayı daha da zorlu hale getirecektir. Geleneksel GDO'lar, genoma rastgele sokulmuş yabancı genler içerir; bu genler, organizmaya önceden sahip olmadığı yararlı özellikler kazandıran yeni proteinler üretir. Bunun aksine, genleri düzenlenmiş organizmalar, mevcut genlerde ufak tadilatlar barındırır. Bu tadilatlar, zaten mevcut olan protein seviyelerinde minik ayarlamalar yaparak organizmaya yararlı bir özellik bahşeder; bu süreçte yabancı DNA falan eklenmez. Bu açıdan genleri düzenlenmiş organizmalar çoğunlukla, mutasyon tetikleyen kimyasallar veya radyasyon aracılığıyla üretilmiş organizmalardan pek farklı değildir.
"Crispr" denen yeni bir teknolojiyle, tohumu üstün hale getirmek için gen aktarımı yapmak yerine, bitkiyi hasta eden veya verimini düşüren genler tespit edilip tohumun yapısından çıkarılıyor. Tohum o gen parçasını sağlam genleri ile onarıyor. Yani tohuma dışardan hiçbir ekleme yapılmadan mükemmel hale getirmeye çalışılıyor. Ne GDO gibi gen aktarımına gerek kalıyor ne de ilaç atmaya eskisi kadar çok ihtiyaç duyuluyor.
Sadece bilmek insan denen canlıya yetmiyordu. Bu bilgiyi kendi çıkarları doğrultusunda bir an önce geliştirmek istiyordu insan. Genetik ve kalıtımla ilgili keşifler sonrasında, canlıların genlerine müdahale edilerek genetik altyapısı güçlü bitkiler ve hayvanlar elde edilmeye başlanmıştı. Daha sonra bakteri, bitki ve hayvanlara fazladan DNA parçaları eklenerek neler olacağı araştırılmıştı. Zaman içerisinde bir çok tarımsal ürünün genetik yapısı değiştirilerek çok daha sağlıklı ve sağlam görünen GDO'lu ürünler ortaya çıkarılmıştı. Genetik müdahaleler zaman içerisinde günlük insan yaşamının vazgeçilmez bir ihtiyacı olmuştu. Genetiğiyle oynanarak elde edilen güçlendirilmiş domates ya da inekler artık insanlara yeterli gelmiyordu. Benzer bir müdahalenin insana yapılmaması için hiç bir neden yoktu.
Sağlıklı, güzel ve zeki insanların üreyip çoğalması, geri kalan hastalıklı ve zayıf kişilerin ise elenip gitmesi insanlığın eski ideallerin biriydi. Neon'un felsefesi de zaten bu temel üzerine inşa edilmişti. Tarih boyunca insanlık, başta İkinci Dünya Savaşı olmak üzere bu konuda çok çeşitli girişimler bulunmuştu. Ama üstün bir ırk elde edebilmek için zayıfları ve hastaları öldürmek ya da üstün insanların üremesine müdahale ederek sayılarını arttırmaya çalışmak gibi yöntemler hiç bir zaman kalıcı bir sonuç vermemiştir. Bu gerçeğin en çok farkında olan kişilerden biri de Neon'un müthiş genç beyinlerinden biri olan Eva' ydı. Kadına göre Neon'un üstün insana ulaşma hayali tek bir yoldan geçiyordu. Bu yolun adı da genetik müdahaleydi.
Bilgisayar ve kodlama konusunda bir dahi olan Noah, genetik bilimini anlamak için epey çaba harcamıştı. Biyoloji uzmanlarının bile algılamakta zorlandığı bir konu olan CRISPR hakkında öğrenebildiği yegane şey, bu yöntemin insanın sınırlarını