Geçmiş nerede saklıdır, bilmem ama seninle orada buluşuruz.
...gece yarısı eve gelip mindere uzanıyor ve birkaç saat uykudan sonra ertesi sabah, "neden hâlâ yaşıyorum?" diye acı bir hisle uyanıyordum.
Yapı Kredi Yayınları·Kitabı okuyor
1000Kitap
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Kalbim paramparça. Ama yaşamaya devam etmek için,bazen de kalbinin kırılmasına izin vermek zorundasın.
O an aklına Sokrates'in hikâyesi geldi. Hani idam kararı verildiğinde, karısı, "Seni haksız yere mahkûm ettiler," demişti ya... Sokrates o bilge alaycılığıyla, "Daha iyi ya, haklı olarak mı mahkûm etselerdi?" diye cevap vermişti. Ankara meyhanelerinde bu anekdotu anlatır, rakı kadehleri tokuşturur, Sokrates'in zekâsına hayran kalırlardı. Ama hapishaneye düşüp bu gri duvarların arasında kalınca anlamıştı ki Sokrates yanılmıştı. Haklı olarak mahkûm edilmek, haksızlık yapılmasından çok daha iyiydi. Haksız yere içeri atıldığında, ortada ne bir suç ne bir gerekçe ne de bir anlam vardı. Belirsizlik, bir zehir gibi damarlarına işlerdi. Gece gündüz, uyur uyanık, "Niye buradayım? Niye?" diye sorardı kendine. Haksızlığa uğrama hissi, öfkeyle karışıp içini kemirirdi. Keşke bir suçu olsaydı. Keş ke bir hata yapmış olsaydı da, "Tamam, bunu ben seçtim, bedelini ödüyorum," diyebilseydi. Haklı yere cezalandırılmak, haksız yere çürümekten bin kat daha katlanılır olurdu. Keşke bu düzen, onu hapse atarken haklı olsaydı. Keşke bu ceza, toplumun iyiliği için, adaletin bir parçası olarak verilmiş olsaydı. Keşke evrensel insan haklarına uygun, anlamlı bir bedel olsaydı bu. O zaman, en azından bir teselli bulabilirdi ruhunda; pişmanlıkla, suçtan tiksinerek kendini yeniden inşa edebilirdi. Ama hapishanede pişmanlık bile lüks olmuştu orada. Pişman olmak istiyordu ama neye pişman olacağını bilemiyordu. Ve onun çektiği bu acı, ailesinin üzüntüsü toplumun zerre kadar işine yaramıyordu.
Sayfa 131·Kitabı okuyor