Ben hiç anlamıyorum ya ailem benden ne istiyor işe geç git işten erken gel sanki babasının iş yeri yemin ederim ya😡😡😡😡😡 az kaldı sabrımı sınıyorlar...
Sen git 200 sayfalık fasikül bitir sonra üstteki hatayı yap. GEL DE ÇILDIRMA.
Duygu ve Düşünce
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Gölgenin peşinde XII
Ramço, Şuuri'den aldığı güvenle birden ayaklanıp atıldı; "Ehhh, yetti be... Şuuri dayı demiyor mu lan. Gel yat burada demiyor mu? Karnını doyur demiyor mu?" "Bas git lan" diye gürledi Apo, aksak bacak hücum edecek oldu; "Şimdi alırım ayağımın altına. "Durun ulan" diye çıkıştı Şuuri. Alnının damarları şişip kızardı. "Başlatmayın şimdi sülalenizden" İskemleden kalkmadan gövdesini Apoya dönüp; Elin garibine ne uyuyorsun Aslanım, hesabı senden mi sorulur? Duymayayım bir daha" Sonra Ramçoya; "Sen de doğru dur bakayım, işte o kadar" Ramço, biçimsiz kafasını önüne döküp usulca çıktı. Nöbetine gitti. Sonradan öğrendiğime göre Ramço'un nöbet dediği şey, gecenin körlerine kadar sokaklarda avare gezmek, şurada burada oturmak, kendi kendiyle hasbihal etmek, şarkı söylemekdi. Sinema, saatler boyu dolup - boşalmaya devam ederken, ruhumun ev ve eski han mengenesi arasında ezildiğini hissediyordum. Mehmet'i bir cenaze seremonisi ortasında düşlerken, tepeden tırnağa bir merak içinde olsam da elim telefona gitmiyordu. Onu hatırladıkça, gece yarısı o telefonu aldığımda hissettiğim o korkuyu ve öfkeyi duyumsuyordum. Nedensizdi, ayıptı hatta komikti böyle hissetmek. Ama tanıdıktı işte, üzerimde olmasından tiksinmiyordum. Açlığımı duyumsamaya başladığımda, kendimi büsbütün insanları gözlemeye verdim. Nihayet açlığım kulak tıkanmaz hale gelecek, bu da utanma duygu körleyecekti nasılsa. Apo'un sobası odun yuttukça demir bir kor gibi kıpkızıl yanıp parlıyor fakat ateşini salonun kuytularına uzatamadığından, girip çıkanlar çoğunlukla ocağın ve sobanın kıyısına çörekleniyordu. Salonun caddeye bakan tarafını boydan boya örten pencerede, kombilir kaç sene evvel asılıp gerilmiş, yağ ve is içinde kalmış krem rengi bir perde örtüyordu. Yer yer kurtlanıp çürümüş eski ahşap tabanlar, ziftle
Film şeridi gibi geçen efsane "Anladım" şiiri
Bunca zaman bana anlatmaya çalıştığını,kendimi bulduğumda anladım. Herkesin mutlu olmak için başka bir yolu varmış, Kendi yolumu çizdiğimde anladım.. Bir tek yaşanarak öğrenilirmiş hayat, okuyarak,dinleyerek değil.. Bildiklerini bana neden anlatmadığında, anladım.. Yüreğinde aşk olmadan geçen her gün kayıpmış, Aşk peşinden neden yalınayak koştuğumu anladım.. Acı doruğa ulaştığında gözyaşı gelmezmiş gözlerden, Neden hiç ağlamadığımı anladım.. Ağlayanı güldürebilmek,ağlayanla ağlamaktan daha değerliymiş, Gözyaşımı kahkahaya çevirdiğinde anladım.. Bir insanı herhangi biri kırabilir,ama bir tek en çok sevdiği, acıtabilirmiş, Çok acıttığında anladım.. Fakat,hak edermiş sevilen onun için dökülen her damla gözyaşını, Gözyaşlarıyla birlikte sevinçler terk ettiğinde anladım.. Yalan söylememek değil, gerçeği gizlememekmiş marifet, Yüreğini elime koyduğunda anladım.. ”Sana ihtiyacım var, gel ! ” diyebilmekmiş güçlü olmak, Sana ”git” dediğimde anladım.. Biri sana ”git” dediğinde, ”kalmak istiyorum” diyebilmekmiş sevmek,
Şiir
En sevmediğim iki misaifr tipi 1. Gelmeden yarım saat bi saat önce haber veren ( Ulen tesettürlüyüz ya hani bi zahmet önceden haber versene) 2. Şu saatte gelen( Abi geçmiş olsuna geliyorsun erken gel erken git ya) Amaçları sadece keyfi oturmak hae , geçmiş olsuna baş sağlığına nasıl gidilir öğretilmeli bu millete
1000Kitap
Kahırla tomurcuk arasında geçen bir öykü yazsam diye düşünüyorum uzun zamandır ama bu düşünceden kaçarak, tövbeler ederek, adaklar adayarak, kutsal bildiğim her şeye taasubi bir ihtimam göstererek, parmak uçlarımda yürümeye gayret ederek, arklardaki suların sızısına katlanarak, kendiliğinden çıkan bir fidanı sahiplenerek, en çok da kaçarak düşünüyorum. Bir şeyden kaçıyorum, lütfen beni durdurun eğer hala buradaysanız. Beni durdurun ve bu yazgıyı tamama erdirin, yarım kalmış öykülerin açık kapılarını kapattırın, beni ya yazdırın ya kapı dışarı edin, kelimeleri alın elimden. Yarıda kesilmiş ünlemelerimin soluğunu ya kesin ya duyurun birilerine. Olacak gibi olan ama olamayanın olduğu kadarına razı edin yahut üst üste konulan iki taş bile komayın. Keşke ve ihtimal taşlarına dönüp dönüp vurduğum başımı sarın ve payanda olun; bir nebze de olsa dindirin sızısını. Ya gel ya git ya ol ya öl sapaklarından birini seçtirin. Beni ya kahır tarafına ya tomurcuk tarafına fırlatın. Arafın ince ipinde yürümek takati kalmadı çünkü bende. Bana bir şekil, bana bir gövde, bana bir sınır, bana bir mihver, bana bir kucak, bana bir ben, bana bir ah, bana bir sebep, bana bir medet ey!! * Sizi hakkıyla yaşatamadım. Bir bedene sokamadım. Bir şekil veremedim. Altınızı bir bedene sığdırmaya çalışırken çok zorlandım. Aksülamel hanginizden geldi kestiremedim. Kendime yoldaş bulmak isterken olmadık bir çare seçtim. Yazmanın zehirli uçlarına kadar gittim ve sizi buldum. Ya da çıldırmanın sınırını geçtim ve çıldırdım demek yerine bunun adını altı benlik koydum… Aynalar demiştim size. Bakmayın yüzüme dik dik* demiştim. Hayır böyle dememiştim. Kalbimin içi ayna kırıklarıyla dolu ve siz de o kırıklar içinde çoğalanlardınız. Şimdi kelimelerim de tıpkı böyle; kırık ve dağınık. Onları toparlayamıyorum.
Çılgınlık Sayfaları