Puan vermedi·124 syf.··
2026 417. kitabı
Ya Tahammül Ya Sefer, modern Türk öykücülüğünün en özgün ve derinlikli seslerinden Mustafa Kutlu’nun, Türkiye’nin sosyo-kültürel ve siyasi dönüşümünü bireylerin iç dünyası üzerinden keskin bir şekilde gözler önüne serdiği sarsıcı bir uzun öyküsüdür. İlk kez 1983 yılında yayımlanan bu eser, yazarın ideolojik savrulmaları, dava bilincini ve modernleşmenin getirdiği yabancılaşmayı masaya yatırdığı en önemli kült kitaplarından biridir. Eser, 1960’lı ve 70’li yılların Türkiye’sinde idealist bir dava anlayışıyla bir araya gelen, inançları uğruna fedakarlıklar yapan bir grup gencin hikayesini konu alır. Kitabın merkezinde yer alan İlhan, Kerim, Murat ve Asım gibi karakterler, başlangıçta dünyayı değiştirmek ve inandıkları değerleri yaşatmak için büyük bir adanmışlıkla yola çıkarlar. Ancak zaman ilerledikçe, 1980 sonrasının getirdiği yeni dünya düzeni, kapitalistleşme ve güç arayışı bu insanları büyük bir sınavla karşı karşıya bırakır. Kimi sistemin çarklarına ayak uydurup zenginleşerek eski ideallerine sırtını döner (yani tahammül etmeyi seçer), kimi ise savrulup gider. Asım karakteri ise, davanın özünü ve samimiyetini korumak adına her şeyi geride bırakarak kendi içsel yolculuğuna ve sessiz direnişine (yani sefere) çıkmayı tercih eder. Mustafa Kutlu, kendine has o samimi, akıcı ve sinematografik anlatımıyla, bir dönemin entelektüel ve dini camiasının geçirdiği büyük zihniyet değişimini adeta bir ayna gibi topluma yansıtır. Ya Tahammül Ya Sefer, sadece siyasi veya sosyolojik bir eleştiri değil; insanın kendi vicdanıyla, hırslarıyla ve inançlarıyla yüzleşmesini sağlayan, güncelliğini asla kaybetmeyen zamansız bir ahlak ve dava muhasebesidir.
Ya Tahammül Ya SeferMustafa Kutlu · Dergâh Yayınları · 201315,7bin okunma
Puan vermedi·152 syf.··
Beğendi
·
2026 29. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 30 Nisan 2026 09:11
Aile mahkemesinden Yüksek Divan üyesi olan başarılı hâkim Fiona Maye, kitabımızın baş kahramanı. Özel hayatında yaşadığı bir krizle başlıyor kitap. 50’li yaşlarının sonunda, aile mahkemelerinde her türlü olayla karşılaştıktan sonra kendi evliliğinde de bir krizle yüzleşiyor. Bir yandan özel hayatıyla ilgili sorunlar sürerken kitabın ana davası geliyor önüne. 17 yaşındaki Adam dini inançları gereği alması gereken tedaviyi reddeder ve kaderi Fiona’nın ellerine bırakılır. Fiona evliliği hakkında da en az önüne gelen davalar kadar zorlayıcı bir karar vermek zorundadır. Kitap boyunca gerek Adam’ın davasına gelmeden önce baktığı dava örneklerinde gerekse daha sonrasında baktığı davalara değinerek ilginç örnekler veriyor yazar. Örnek verdiği davalar genellikle toplumun genel yargıları ve dini inançlar nedeniyle çocuklar üzerinde yaşanan anlaşmazlıklar. Özellikle de kız çocuklarının eğitim hakkı… Anne babaların dini inançlarının çocukların hayatları üzerindeki etkisi üzerine oldukça düşündürücüydü. Bir çocuğun yararına gerçekten kim karar verebilir; aile mi, din mi, devlet mi, yoksa çocuğun kendisi mi? Fiona hep yaptığı gibi Adam’ın davasında da kişisel görüşü ne olursa olsun insanların inançlarına ve kanunlara profesyonel yaklaşarak, çocukların refahını gözeterek zeki ve deneyimli biri olarak doğru bildiği kararı verir. Ancak Adam’ın davası diğerleri gibi geçip gitmez. Fiona’yı sürekli yeni bir değerlendirme ve karar verme sürecine iter. Üstelik mesele artık yalnızca hukuk ya da din değildir, 60 yaşına yaklaşan bir kadınla 18 yaşındaki bir gencin birbirlerinde uyandırdığı duygular da anlatının içine girerek bambaşka bir etik gerilim yaratır. Fiona yaptığı ya da yapmadığı her şeyin sonucuyla yüzleşmek zorunda kalır. Okuyucuyu sevkettiği etik sorgulamalar, Fiona’nın güçlü
Çocuk YasasıIan McEwan · Yapı Kredi Yayınları · 20233,688 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Kitaba Dair.
9/10
·144 syf.··
2026 10. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 21 Mayıs 2026 00:00
Bismillahirrahmanirrahim. “Yeni Nesil Gençliğe” adlı kitabın yazarı Ahmet El-Seyyid, önceki kitaplarından farklı olarak bu eserinde daha farklı metot ve uslu takip etmektedir. Eser, kendisini “yeni nesil” olarak niteleyen bir gencin yazara gönderdiği duygu yüklü bir mektuba binaen verilen cevaplardan oluşmaktadır. Mektubu yazan genç; , kendisini “yeni nesil” olarak tanımlayarak günümüz gençliğinin büyük ölçüde boş eğlencelerle meşgul olduğunu, dinî ve ilmî açıdan zayıf kaldığını ifade buna bağlı olarak hayatında da odaklanma, disiplin, kimlik ve örnek model bulma gibi sorunlar yaşadığını; yalnızlık, anlamsızlık ve pasiflik hissiyle mücadele ettiğini anlatmaktadır. Bu karmaşa içinde kendini tanıma, geleceğini belirleme, ilim ve hayaller arasında denge kurma ve azim kazanma istediğini lakin çözümsüz olarak kendisini yalnızlığa terk ettiğini bildirmektedir. Yazarımız ise bu mektuba karşılık olarak; modern çağın yalnızlık, karamsarlık, başıboşluk, vurdumduymazlık ve başarısızlık korkusu içerisinde kaybolan gençliğine dönük bölüm bölüm cevaplar vermektedir. Verdiği cevaplar yalnızca teorik bilgilerden ibaret olmayıp, genç okuyucunun his dünyasına dokunan, ona ferahlık veren ve yeniden umut kazandırmayı hedefleyen bir üslupla kaleme alınmıştır. Eserde ele alınan meseleler sadece ilmî tartışmalar şeklinde sunulmamış; aksine aynı sıkıntıları yaşayan, kendinden bu satırlarda bir parça bulan gençlere bir yol ve ufuk olması amacının hissetmekteyiz. Yazar konuları başlıklar ve bölümler hâlinde detaylı şekilde açıklarken, okuyucuyu düşünmeye, kendisini sorgulamaya ve yeniden ayağa kalkmaya sevk etmektedir. Bu yönüyle eser, yalnızca okunup bitirilecek bir kitap değil; modern çağın karmaşası içerisinde yönünü kaybetmiş gençler ve davetçiler için manevi
Yeni Nesil GençliğeAhmed es-Seyyid · İdrak Yayınları · 2020370 okunma
Tanrıdan Açık Bir Mektup
10/10
·192 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
Lise döneminde okuduğum bu kitabı yıllar sonra tekrar elime almak çok farklı hissettirdi, en başta bunu söylemek istiyorum. Lise döneminde bir gencin okuduğu ve çıkardığı anlam bu kitaptan sade bir düşünceydi: "Çok istersen her şey olur." Fakat geçen onca zaman ve onca tecrübeden sonra anlıyorum ki mesele sadece bir şeyi istemek değilmiş. Mesele sadece bir hedef koymak ve ona ulaşmaya çalışmak değilmiş. Aslında bizi biz yapan, hayat dediğimiz o sürece anlam katan nereye vardığımız değil de, bir yere giderken nasıl bir yoldan geçtiğimizmiş. Her gün bir yerlere yetişmeye çalışıyor, hep birileri veya birtakım soyut ya da somut hedeflerle yarışıyoruz. Hep bir yere varmaya çalışıyoruz. Simyacı'yı alıp sayfalarında kendimi kaybedene kadar ben de bir şeylere bir yerlere yetişmeye çalışıyordum. Fakat bu kitap ile birlikte uzun bir mola verdim. Çoban Santiago ile birlikte okuyucuyu da uzunca bir yolculuğa çıkarabilen yetenekli yazar Paulo Coelho sayesinde Santiago'nun İspanya'dan başlayıp Mısır'a uzanan o yolculuğunda çokça şey okudum, çokça şey öğrendim. Dini öğretilerden ve hikayelerden de beslenen bu kitap özellikle birçok sayfada geçen bir terimin etrafında şekillenmektedir, ki bu terim dünyada hala çokça tartışılan kavramlardan biridir. Bahsi geçen terim "mektup" bildiğimiz anlamından hem uzak hem de oldukça yakındır bu anlama. Hem kader demek bu romanda mektup kelimesi hem de kendi manasında, tanrıdan insana açık bir mektup demektir. Kitap içerisinde belirtilen mektubun da özü, yolda olmak, yolu görmek, yolu değerlendirmektir. Bu romanı bir cümleye sığdırmak istesem sanırım denebilecek en uygun şey şu olurdu: "Bir yere varmanın değil, gidilen yolu onurlandırmanın romanı." İstesek de istemesek de bir yerlere varıyoruz hepimiz. Ama Santiago gibi, ama Mısır civarında
SimyacıPaulo Coelho · Can Yayınları · 2024247bin okunma
Edebi olarak tatmin edici, felsefi olarak derin
9/10
·401 syf.··
2026 5. kitabı
·
195 günde okudu
·
Okunma: 10 Mayıs 2026 20:32
Okurken başlarda zorlandım daha önce fazla felsefe , dini okumalar yapmadığım için . Fakat bittiğinde iyi ki sonuna kadar okumuşum dediğim damağımda hoş bir tat bırakan bir kitap oldu. Bir gencin ailesiyle ,toplumla ama daha çok kendisiyle mücadelesini , kendin, ve insanları , dünyayı anlama çabasını.. Aslında bir yandan da tüm insanlık hallerini anlatan bir kitap. Sade ve arı bir Türkçe ile diyemeyeceğim ama ,bu konuyu da belki biraz o kelimelerle ifade etmek daha uygun düştü, yine de tempo olarak bir sanat filmi sadeliği hissi veriyor.Büyük olaylar yok , insanlık halleri var. Okurken her karakterde kendi hallerini görebiliyor insan bazen Baba, bazen Aziz, bazen öğretmen de. Durup düşündürüyor insanı, ağlatıyor ,bazen güldürüyor, içine çekiyor nasıl olduğunu anlamadan.
Edebiyat & Roman
Kıyamet Emeklisi - 1. CiltŞule Gürbüz · İletişim Yayınları · 20221,019 okunma
10/10
·336 syf.··
Beğendi
·
2026 24. kitabı
Merhaba kitapsever dostlar Öyle bir kitap okudum ki yüreğimi paramparça etti. Kitabın neresinden başlasam, neresini anlatsam az kalır. Kitap boyunca duygu yoğunluğu yaşadım, çokça hüzünlendim. Sonlarına doğru ise gözyaşlarımı tutmak mümkün olmadı. İntihar etmek için raylara yatmayı seçen iki gencin, aynı raylar üzerinde rastgelmesiyle başlıyor aslında her şey. Daha doğrusu böylece biz bu gençlerin hayat hikayelerine şahit oluyoruz. Birbirlerine kendilerini intihara sürükleyen hikayelerini anlatmaya başlıyorlar. Birisi Kanadalı Hristiyan bir ailenin çocuğu Ted, diğeri Bosna Hersekli Müslüman bir ailenin çocuğu Faruk. Ted’in hikayesi tam bir aile dramıyken, Faruk’un ki ise bir soykırımın hikayesi. İnsanoğlu, dini, dili, ırkı ne olursa olsun hayatta hep zorluklarla karşılaşmakta. İmtihanlar hepimizin kapısını çalmakta. Ama bazılarımızki herkesin imtihanından daha ağır olmakta. Bu iki gencinde hikayesi de öyle zor, öyle derindi. Hele ki Faruk’un hayat hikayesi beni çok sarstı. Çünkü Bosna’daki bu soykırım tarihin acı gerçeklerindendi. Okurken dayanamadığım acıları, birilerinin yaşamış olması yüreğimi zorladı. Maalesef dünyanın birçok yerinde hala aynı durumlar yaşanmakta. İnsanoğlunun açgözlülüğü hiçbir devirde bitmedi, bitmeyecekte. O yüzden bu zulümleri unutturmamak adına böyle eserlerin çoğalmasını umuyorum. Çünkü ne diyordu Aliya İZZETBEGOVİÇ “Ne yaparsanız yapın soykırımı unutmayın. Çünkü unutulan soykırım tekrarlanır....” Bu eserden çıkaracağımız çok fazla ders var aslında. İçerisinde siyaset, edebiyat, din ve kültür hakkında çok güzel diyaloglar var. Yani sıradan bir romandan çok fazlasını içeriyor. O yüzden okumanızı çok isterim. #raylarayatanadam #okudumbi̇tti̇
Raylara Yatan AdamRövşen Abdullaoğlu · Aile Yayınları · 20251,814 okunma