9/10
·210 syf.··
2026 11. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 12:42
Yu Hua'nın modern klasik haline gelen "Yaşamak" romanı, Çin'in çalkantılı yakın tarihini tek bir adamın, Fugui'nin trajik ama bir o kadar da dirençli hayat hikayesi üzerinden anlatır. Kitap, insan iradesinin, acıya katlanma gücünün ve ne olursa olsun sadece "Yaşamak" için yaşamanın mümkün olduğunu vurgular niteliktedir. Roman, köy köy gezerek halk şarkıları toplayan genç bir anlatıcının, yaşlı bir adam olan Fugui ile karşılaşmasıyla başlar. Ana karakter Fuguidir zaten. Fugui'nin hayatını başkasından dinliyoruz ama aslında Fugui anlatıyor. Halk şarkıları toplayan genç Fugui'nin hayatını bize anlatmasında vesile olmuş oluyor aslında. Fugui kendisiyle aynı adı taşıyan bir öküzle tarlayı sürmektedir. Anlatıcı genç, bu yaşlı adamın bilgece ve sakin tavrından etkilenir ve onun hayat hikayesini dinlemeye başlar. Romanın geri kalanı, Fugui'nin kendi ağzından geçmişini anlatmasıyla şekillenir. Fugui, 1940'ların Çin'inde, zengin bir toprak sahibinin şımarık, bencil ve hayırsız oğludur. Sadık ve sabırlı karısı Jiazhen hamileyken bile Fugui vaktini kumarhanelerde ve genelevlerde geçirmektedir. Bir gece kumarhanenin sahibi Longqi adındaki sinsi bir adamın tuzağına düşer ve ailesinin tüm servetini, topraklarını ve evini kumarda kaybeder. Bu yıkım üzerine Fugui'nin babası kahrından ölür. Fugui bir gecede en dip noktayı görür ancak bu trajedi onun uyanışını sağlar. Kibirli bir zenginden, ailesini geçindirmek için çalışan fakir bir köylüye dönüşür. Karısı Jiazhen önce babasının evine gitse de, sadakatinden ötürü kızı Fengxia ve yeni doğan oğlu Youqing ile birlikte Fugui'nin yanına sefalet geri döner. Fugui, hasta annesi için ilaç almaya şehre gittiği bir gün, Milliyetçi ordu askerleri tarafından zorla askere alınır. Evinden, ailesinden koparılan Fugui, iç savaşın en kanlı
YaşamakYu Hua · Jaguar Kitap · 202670,5bin okunma
9/10
·320 syf.··
2026 95. kitabı
·
17 saatte okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 12:58
Ben bir #challenge başlattım. Kitaplığımda ki her sıradan bir okumadığım kitabı okuyorum. İlk kitabım bu güzellik oldu. Gerilim ve ters köşe kitaplarda favorilerimi sıralasam bu yazarı ilk beşe koyardım. Biliyorsunuz geçenlerde bir kitabıda film oldu. O da çok iyiydi diyebilirim. Önce konusundan sonrada beni delice ters köşeleriyle sınayan bu kitaba kişisel yorumumdan bahsedeyim. Eden Fox bir akşam koşudan evine döndüğünde hayatını altüst eden bir olayla karşılaşır. Anahtarı kendi evinin kapısını açmaz ve kapıyı açan kadın korkutucu şekilde ona benziyordur. Daha da kötüsü, kocası bu yabancı kadının kendi gerçek karısı olduğunu söylüyordu. Aynı sırada Birdy de aldığı ağır bir haber ve gizemli bir miras nedeniyle Hope Falls kasabasına gelir. İki kadının yolları, sırlarla ve psikolojik oyunlarla örülü Spyglass adlı ev etrafında kesişir.Kimin doğru söylediği sürekli değişiyor ve bu durum sizi delirtiyor. Herkes suçlu, herkes sorunlu...deli gibi durmadan devam eden ters köşeler.. Bu kitap beni ilk sayfalardan itibaren huzursuz etmeyi başardı. Eden'ın yaşadığı şey zaten başlı başına insanın aklını karıştırıyor çünkü kendi evine gidiyorsun ve sana ait olması gereken hayat bir anda senin değilmiş gibi davranıyor. Okurken sürekli bir dakika burada bir şeyler yanlış hissi yaşıyorsunuz. Karakterlere güvenmek çok zor çünkü herkes bir şeyler saklıyor gibiydi ki öyleydi. En sevdiğim tarafı da buydu; her şeyi çözdüğümü sandığım anda düşüncelerim değişiyordu. Hep bir bu ds tutmadı, bu ds değilmiş deyip deyip durdum. Kasabanın o tekinsiz havası ve psikolojik gerilim tarafı da bayağı güçlüydü ve ben bunu cidden sevdim . Bazı anlarda gerçekten insanın kendi hafızasına bile güvenemeyeceğini düşündürüyordu. Genel olarak merak duygusunu hiç düşürmeyen, insanın elinden bırakmak istemediği
1000Kitap
Kocamın KarısıAlice Feeney · Yabancı Yayınları · 202684 okunma
Reklam
Puan vermedi·512 syf.··
2026 34. kitabı
Mehsa ~ Firuze Selam ballarıım bugün size Mardin rüzgarları esen bu güzel kitapla geldim konusu Yıllar önce baş karakterimiz Ezra'nın babaannesi Arjin Koçak büyük bir sevda ile Rohat Saruhan ile evlenir. Evlilikleri çok güzel giderken bir sorun çıkar. Saruhanlar ile Eraslanlar arasında kan davası vardır. Bu dava ya berdelle ya kuma ile sonuçlanacakken bir şekilde kuma ile sonuçlanır ve Arjin'e kuma gelir. Bunun acısına dayanamayan Arjin, meydanda içi yana yana büyük bir ah eder ve beddua eder. Der ki, "Hiç bir Koçak, Saruhan'a yar olmasın. Hiç bir soy kız çocuğu olmasın olanlar şanslı saysın kendini." Arjin'in ettiği bu ah istemeden bir felakete yol açar. Bir lanet gibi tüm sülaleyi sarar ve iki ailede birbirine kız alıp vermeye çok korkar, ya kız çocukları hiç olmaz ya da olanlar erkenden ölür. Biz Firuze Koçak ile Ezra Saruhan'ın imkansız aşkını okuyoruz. Birleşmeye çalışırken çektikleri acıları. yorumum Kitabı baştan aşağı çok sevdim. Ben Mehsa'nın kalemine Mıh'tan aşinaydım. Şimdi kalemini ayrı bir geliştirdiğini düşünüyorum. Ezra, özel yetenekli bir insan ve mücevher tasarımcısı. Tasarımları o kadar iyi ki saf yeteneği ile tüm dünyaya duyurdu adını. Kitapta özel taşlarla ilgili hikayeleri okumauı da çok sevdim. Mehsa'nın kaleminde bunu da çok seviyorum. Mesela Mıh serisindeki baş karakter sayesinde çiçeklerin bitkilerin hikayelerini; Firuze serisindeki baş karakter sayesinde taşların hikayesini okuyoruz çok hoş‍ Firuze ise avukat. İstanbul'da çalışıyor çok tatlı bir de arkadaşı var Sahra. Onu da Baranla yapıyoruz Firuze son yıllarda tehdit grödüğü için sevdiklerine ihanete zorlanmış. Acısı çok. O anları okurken bende çok duygulandım Genel itibariyle yan karakterleri de sevdim hepsinin ayrı bir havası var tam Mardin gibi hissettiren çok güzel bir kitaptı.
Firuze 1 - Kehribar AteşiMehsa · Ephesus Yayınları · 202650 okunma
Tanrıların Arabaları (Erich von Dâniken)
9/10
·232 syf.··
Beğendi
·
2026 7. kitabı
Kitabın özeti Erich von Däniken'in yazdığı Tanrıların Arabaları adlı kitapta, eski çağlarda uzaylıların yeryüzüne inerek henüz gelişmemiş insan topluluklarına katkıda bulunduğu öne sürülmektedir. Yazar, bu görüşünü desteklemek için günümüzde hâlâ tam olarak açıklanamamış bazı yapıları ve buluntuları örnek göstermektedir. Bunlar arasında, Peru'daki Nazca Çizgileri'nde yer alan ve yüzlerce metre uzunluğa ulaşan dev çizimler, Piri Reis haritaları, Tiahuanaco ve Sacsayhuamán'daki yaklaşık 100 ton ağırlığındaki tek parça taş bloklar ile 15 metreyi bulan teras duvarları bulunmaktadır. Ayrıca, Paskalya Adası'ndaki yüksekliği 10–20 metre arasında değişen ve ağırlıkları 50 tona ulaşan dev heykeller de bu örnekler arasında sayılmaktadır. Bunun yanında piramitler ve insan gücüyle yapılmasının çok zor olduğu düşünülen daha birçok etkileyici yapı da yazarın dikkat çektiği eserler arasındadır. Däniken'e göre, eski toplumlar üstün teknolojiye sahip bu ziyaretçiler karşısında hayrete düşmüş, onları tanrı olarak nitelendirmiş ve onlara tapmışlardır. Yazar ayrıca şu soruyu da gündeme getirmektedir: "Acaba eski çağların ileri görüşlü insanları, sahip oldukları bilgileri ve kayıtları gelecekteki insanlara ulaştırmak amacıyla piramitlere, tapınaklara ve anıtlara kodlayarak saklamış olabilirler mi?" Kitap oldukça akıcı bir anlatıma sahiptir ve keyifle okunabilmektedir. Ayrıca yazar, görüşlerini çeşitli kanıtlar sunduğunu belirterek desteklemeye çalışmaktadır. Her ne kadar kitaptaki teoriler toplumun genel kabul gören görüşleriyle örtüşmese de, okunup üzerinde düşünülmesi ve araştırılması gerektiğini düşünüyorum.
Araştırma-İnceleme-Insan ve Toplum
Tanrıların ArabalarıErich von Daniken · Artemis Yayınları · 20254,542 okunma
Cinayetten Fazlası
10/10
·224 syf.··
2026 2. kitabı
·
25 günde okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 12:58
Evet arkadaşlar bir kitabın daha sonuna geldik yine şimdi inceleme yazma vakti geldi. Öncelikle kitabı okurken kendimi bir polisiye romanın içinde değil de insanların yarım kalmış hayatlarının arasında dolaşıyormuş gibi hissettim. Elbette ortada çözülmesi gereken olaylar ve cinayetler var ama kitap bittiğinde aklımda kalan şey bunlar olmadı. Daha çok karakterlerin taşıdığı yalnızlıklar, pişmanlıklar ve geçmişlerinden kurtulamamaları kaldı. Polisiye romanlarda genellikle merak duygusu ön planda olur. Bu kitapta ise merak kadar insan hikâyeleri de dikkat çekiyor. Ahmet Ümit'in en sevdiğim yönlerinden biri bu zaten. Karakterlerini sadece bir olayın parçası olarak bırakmıyor. Her birinin ayrı bir hikâyesi, ayrı bir yarası var. Bu yüzden bazı karakterlerle birkaç sayfa geçirmiş olsanız bile onları unutmuyorsunuz. Kitap boyunca beni düşündüren şeylerden biri de aşkın ele alınış biçimi oldu. Buradaki aşk, insanı mutlu eden masum bir duygu gibi değil. Daha çok geçmişten çıkıp gelen, insanın peşini bırakmayan bir hatıra gibi duruyor. Bazen bir özlem, bazen bir yara, bazen de insanın bütün hayatını etkileyen bir yük hâline geliyor. Kitabın adının neden Aşkımız Eski Bir Roman olduğunu okudukça daha iyi anladım. Romanın atmosferini de çok sevdim. Özellikle İstanbul'un sokakları ve arka planda duran şehir hissi hikâyeye ayrı bir derinlik katıyor. Şehir bazen olayların geçtiği bir mekân olmaktan çıkıp romanın karakterlerinden biri hâline geliyor. Kitaba dair tek eleştirim, bazı bölümlerde olayların çözümünün beklediğimden daha hızlı ilerlemesi oldu. Karakterlerin iç dünyasına gösterilen özenin bir kısmını final bölümünde de görmek isterdim. Ancak bu durum romanın genel etkisini azaltmıyor ve bu durum hikâyeden kopmama neden olmadı. Kitabı bitirdiğimde katilin kim olduğundan çok
İnceleme
Aşkımız Eski Bir RomanAhmet Ümit · Yapı Kredi Yayınları · 202331,4bin okunma
8/10
·144 syf.··
2026 29. kitabı
·
5 saatte okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2026 21:26
Daha önce adını hiç duymadığım, hiç tanımadığım bir yazarın kitabını rastgele seçerek okumak istedim ve bu kitaba rastladım. Kitabı ilk gördüğümde adı ilgi çekici geldi. Kitap klasik bir aşk, ayrılık, özlem hikayesi. Genel olarak güzel şans verilesi bir kitaptı. Yazar annenin evladı için çektiği acıları çok derinlemesine işlemişti ki takdir etmek mümkün. Kitabın çok anlamsız bulduğun noktası şu "tuzlu su". Yazar hanım hiç gözyaşı dememiş de tuzlu su demiş hep. Açıkçası bu benim pek hoşuma gitmedi, yazarın farklı bir şey yapmak isteği ile yanlış bir hamle yaptığını düşünüyorum. Ağlamak insanı bir ihtiyaç ve ihtiyacı suyun içine karıştırılmış tuz anlamı vererek anlamsızlaştırmış yazarımız. Kitabın ilk başlarında Murat'ın Esrayı kıskanması ve Esra'nın bağımsız olma isteğiyle sınırlarından kurtulma çabasını çok sevdim. Ben kitabın ileri taraflarında bağımsız ve güçlü bir kadın olarak tek başına yaşamaya devam eden bir Esra bekliyordum fakat hemen yeni birine şans veren Esra ile karşılaştım, bunu da anlayabiliyorum hayat böyledir zaten. Esra'nın oğluna kavuşması sahnesini onca duygusallıktan sonra biraz yetersiz buldum. Çünkü tam 19 yıl beklenmis bir hayatın akışı yarım sayfaya sığmamalı bence. Kavuştukları sahnede Aydın'ın da kesinlikle olması gerektiğini düşünüyorum ayrıca. Çünkü sadece Esra'nın oğlu kaybolmamıştı, Aydın'ın da çocuğuydu ve bütün acıyı Esra çekiyor gibi gösteriliyordu bence. Okunmaya değer bir kitap, bir şans verin yeni yazarlar tanıyın derim.
S'aklımdasınYasmin Korkut · Az Kitap · 20202 okunma
Reklam
Reklam